Yolda Oku
Vatandaşlık
Başlangıç
Bu Okumanın Yolu
Bu ders dağınık görünür: bir yanda kanun ve yaptırım, öbür yanda meclis, cumhurbaşkanı, belediye, memur, velayet. Oysa hepsi tek bir zincirin halkalarıdır ve zinciri gördüğünüzde her halka kendiliğinden yerine oturur.
Zincir şöyle ilerler: önce hukukun ne olduğunu ve kuralların hangi sırayla uygulandığını kurarız. Sonra bu kuralları koyan yapıya, yani devlete ve anayasaya geçeriz. Anayasa önce kişiye hak tanır, sonra kural koyan organı, kuralı uygulayan organı ve uyuşmazlığı çözen organı kurar. Bu organların kararlarını günlük hayatta uygulayan idareye, idarede çalışan memurun statüsüne ve en sonunda kişilerin birbiriyle kurduğu ilişkilere ineriz.
Her ekran bir öncekinin üstüne binecek. Bir sonraki başlığı gördüğünüzde kendinize şunu sorun: bu, önceki halkanın neresine bağlanıyor?
Ders tek bir zincirdir: hukuk kuralı ve hiyerarşisi, devlet ve anayasa, temel haklar, yasama, yürütme, yargı, idare, memur hukuku, kişiler ve borç ilişkileri. Her halka bir öncekinin üstüne biner.
Kavram
Bir Kuralı Hukuk Kuralı Yapan Şey
Din, ahlak ve görgü kuralları da davranışı düzenler. Bunları hukuktan ayıran şey kuralın içeriği değil, ihlal edildiğinde ne olduğudur. Din, ahlak ve görgü kurallarının yaptırımı manevidir: kişi pişmanlık duyar, çevresi onu kınar. Hukuk kuralının yaptırımı ise maddidir ve devletin örgütlü gücüyle uygulanır.
Bu maddi yaptırım tek biçimde değildir. Suç varsa ceza, ödenmeyen bir edim varsa cebri icra, giderilmesi gereken bir zarar varsa tazminat, şartları eksik bir hukuki işlem varsa hükümsüzlük, hukuka aykırı bir idari işlem varsa iptal devreye girer. Bu yüzden yaptırımı cezayla eşitlemek yanlıştır; ceza, maddi yaptırımın yalnızca bir türüdür.
Tek soru yeter: bu kurala uymayan kişiyi devlet zorla bir sonuca katlanmaya mecbur edebilir mi? Cevap evetse hukuk kuralıdır.
Hukuk kuralını ayıran şey içeriği değil, ihlalinin devlet gücüyle uygulanan maddi bir sonuç doğurmasıdır. Bu sonuç ceza, cebri icra, tazminat, hükümsüzlük veya iptal olabilir; yaptırım cezaya eşit değildir.
Bağlantı
Kurallar Arasındaki Sıra
Kuralları bulduk; şimdi ikisi çatıştığında hangisinin uygulanacağını kurmamız gerekiyor. Yazılı kurallar yukarıdan aşağıya bir düzen oluşturur ve temel mantık şudur: alt basamaktaki kural üst basamaktakine aykırı olamaz.
- Anayasa, bütün kuralların geçerlilik ölçüsüdür; hiçbir kural ona aykırı olamaz.
- Kanun ile usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşma aynı düzeydedir; antlaşmalar kanun hükmündedir.
- Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yürütme yetkisine ilişkin konularda çıkar; kanunla çatışırsa kanun uygulanır.
- Yönetmelik en alttadır; kanuna ve kararnameye aykırı olamaz.
Antlaşmaların kanuna üstünlüğü genel bir kural değildir. Yalnızca temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir antlaşma ile kanun aynı konuda farklı hüküm taşıyorsa antlaşma esas alınır; ticari veya teknik bir antlaşma için böyle bir üstünlük yoktur.
Aynı hiyerarşinin içinde iki farklı ilişki türü vardır ve ölçüt taraflardan birinin kamu gücü kullanıp kullanmadığıdır. Kamu gücü varsa taraflar arasında astlık ve üstlük ilişkisi kurulur, devlet tek yanlı karar alabilir; kamu gücü yoksa taraflar eşittir.
Bir bakanlık binasının bir bölümünü kiraya verdiğinde ilişki özel hukuka tabidir; devletin taraf olması yetmez, orada idare emir vermez pazarlık eder.
Alt norm üst norma aykırı olamaz; antlaşmalar kanun hükmündedir ve üstünlük yalnızca temel hak ve özgürlüklere ilişkin antlaşmayla kanunun çatışmasında doğar. Kamu gücüne dayanan tek yanlı ilişki kamu hukuku, eşitler arası irade uyuşması özel hukuktur.
Kısaca düşün: Kanunda hiç dayanağı olmayan bir yükümlülük getiren yönetmelik hangi basamağı aşmış olur?
Kavram
Devlet, Egemenlik ve Devlet Şekilleri
Bu kuralları koyan yapı devlettir. Devletin üç kurucu unsuru birlikte bulunmak zorundadır: sınırları belli bir ülke, bu ülkede sürekli yaşayan ve vatandaşlık bağıyla bağlı bir insan topluluğu ve egemenlik. Egemenlik, devleti diğer bütün örgütlerden ayıran unsurdur; içeride en üstün olmayı, dışarıda başka hiçbir güce bağlı olmamayı ifade eder. Belediye de örgütlüdür ve yetki kullanır, ama yetkisini devletten alır.
Devletler egemenliğin tek merkezde toplanıp toplanmamasına göre ayrılır. Üniter devlette tek anayasa, tek yasama, tek yürütme, tek yargı ve tek vatandaşlık vardır. Federal devlette egemenlik anayasayla paylaştırılmıştır; eyaletlerin kendi anayasası ve yasaması bulunur, ancak dış egemenlik yalnızca federal devlettedir. Konfederasyonda ise ortada tek bir devlet yoktur; üyeler uluslararası kişiliklerini korur ve birlikten ayrılabilir.
Yerel yönetimin güçlü olması devleti federal yapmaz. Ölçüt yetkinin miktarı değil kaynağıdır: federe birimin yetkisi doğrudan anayasadan gelir, üniter devlette yerel yönetim yetkisini kanundan alır ve kanunla değiştirilebilir.
Devleti diğer örgütlerden ayıran unsur egemenliktir. Üniter devlette her şey tektir; federal devlette egemenlik anayasayla paylaşılır ama dış egemenlik merkezdedir; konfederasyonda üyeler uluslararası kişiliğini korur ve ayrılabilir. Türkiye üniter devlettir.
Ayrım
Cumhuriyet, Demokrasi ve Seçim
Devletler bir de egemenliğin kaynağına göre ayrılır. Monarşide iktidar tek kişidedir ve genellikle soya bağlı yolla elde edilir. Oligarşide iktidar sayıca az bir gruptadır; grup zenginlerden oluşuyorsa plütokrasi, soylulardan oluşuyorsa aristokrasi, din adamlarından oluşuyorsa teokrasi adını alır.
Seçimlerin demokratik sayılması için taşıması gereken ilkeler şunlardır: serbest, eşit, gizli ve tek dereceli oy, genel oy esası, açık sayım ve döküm ile yargı organlarının gözetim ve denetimi. Türkiye'de kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı 1934'te tanınmış, tek dereceli seçim 1946'da, gizli oy ile açık sayım ilkesi 1950'de uygulanmıştır.
Cumhuriyet devlet başkanının seçimle ve süreli gelmesini, demokrasi iktidarın halka dayanmasını anlatır; bir devlet cumhuriyet olup demokratik olmayabilir. 1946 tek dereceli seçimin, 1950 gizli oy ile açık sayımın yılıdır.
Kavram
Kuvvetler Ayrılığı ve Bugünkü Sistem
Devlet iktidarı üç işlevde toplanır: kural koyan yasama, kuralı uygulayan yürütme ve uyuşmazlığı çözen yargı. Bu üç işlevin birbirine göre konumu hükümet sistemini belirler.
Yasama ile yürütme aynı organda toplanmışsa kuvvetler birliği vardır; birleşme yasama lehineyse meclis hükümeti sistemi doğar. İkisi ayrı olmakla birlikte karşılıklı olarak birbirinin varlığına son verebiliyorsa yumuşak ayrılık, yani parlamenter veya yarı başkanlık sistemi söz konusudur. Biri diğerinin görevine son veremiyorsa sert ayrılık, yani başkanlık sistemi vardır.
Devlet başkanının halkça seçilmesi tek başına sistemi belirlemez. İki soruyu birlikte sorun: yürütme kaç başlı ve hükümet kime karşı sorumlu? Yarı başkanlıkta yürütme iki başlıdır ve meclise karşı sorumlu bir başbakan bulunur; başkanlıkta yürütme tek başlıdır ve bakanlar yalnızca başkana karşı sorumludur.
2017 anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmiştir: yürütme yetkisi ve görevi tek başına Cumhurbaşkanı'na aittir, Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçilir, bakanlar Cumhurbaşkanı'na karşı sorumludur. Aynı değişiklikle Bakanlar Kurulu ve Başbakanlık makamları, güvenoyu ve gensoru usulleri, sözlü soru, kanun hükmünde kararname, tüzük ve askerî yüksek mahkemeler hukuk düzeninden çıkarılmıştır.
Sistemi klasik başkanlıktan ayıran nokta karşılıklı seçim yenilemedir: kararı ister Meclis beşte üç çoğunlukla versin ister Cumhurbaşkanı versin, Meclis ve Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yenilenir.
Kuvvetler birliği meclis hükümetini, yumuşak ayrılık parlamenter ve yarı başkanlık sistemini, sert ayrılık başkanlık sistemini doğurur. Bugün yürütme tek başlıdır; Bakanlar Kurulu, Başbakanlık, güvenoyu, gensoru, sözlü soru, kanun hükmünde kararname ve tüzük kaldırılmıştır.
Süreç
Anayasa, Kurucu İktidar ve Değişiklik Usulü
Anayasayı yapan veya değiştiren iktidara kurucu iktidar denir. Asli kurucu iktidar, mevcut anayasal düzenin ortadan kalktığı bir dönemde yeni anayasa yapar ve önceki hiçbir hukuk kuralıyla bağlı değildir. Tali kurucu iktidar ise yürürlükteki anayasanın öngördüğü usule uyarak anayasayı değiştirir; yetkisini anayasadan aldığı için hem usul hem içerik bakımından sınırlıdır.
- Teklif: üye tamsayısının en az üçte biri, yani 200 milletvekili yazılı olarak teklif eder.
- Görüşme: teklif Genel Kurul'da iki defa görüşülür; ivedilikle görüşülemez.
- Kabul: üye tamsayısının en az beşte üçü, yani 360 milletvekilinin gizli oyu aranır.
- Sonuç: 360 ile 400 arasında kabul edilen ve geri gönderilmeyen değişiklik zorunlu olarak halkoyuna sunulur; 400 ve üzeri oyla kabul edilende halkoylaması ihtiyaridir.
Anayasa değişiklikleri yalnızca şekil bakımından denetlenebilir; esas bakımından denetlenemez. Şekil denetiminde bakılan şey teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülememe şartına uyulup uyulmadığıdır.
Asli kurucu iktidar anayasayı yapar, tali kurucu iktidar değiştirir. Teklif 200, kabul 360; 360 ile 400 arasında halkoylaması zorunlu, 400 ve üzerinde ihtiyaridir. Anayasa değişiklikleri yalnızca şekil bakımından denetlenir.
Ayrım
Cumhuriyetin Nitelikleri: Kapalı Liste
Anayasa'nın birinci maddesi devletin şeklinin cumhuriyet olduğunu söyler. İkinci madde Cumhuriyet'in niteliklerini sayar ve bu liste kapalıdır: insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti. Üçüncü madde devletin bütünlüğünü, dilini, bayrağını, marşını ve başkentini düzenler; dördüncü madde ise ilk üç maddenin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğini hükme bağlar.
Listede olmayan bir kavram sorunun aradığı cevaptır. Örneğin kuvvetler birliği Cumhuriyet'in nitelikleri arasında yer almaz; anayasa kuvvetler ayrılığına dayanır. Bir başka ayrıntı da sözcüğün kendisindedir: 1961 Anayasası insan haklarına dayanan devlet derken, yürürlükteki metin insan haklarına saygılı devlet der.
Değişmezlik güvencesi yalnızca ilk üç maddeye aittir. Başlangıç kısmı anayasa metnine dahildir ve anayasal değer taşır, ancak ilk üç madde gibi mutlak değişmezlik güvencesi altında değildir.
Nitelikler kapalı listedir: insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçtaki ilkelere dayanan, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti. Kuvvetler birliği listede yoktur. Değişmezlik yalnızca ilk üç maddeye aittir.
Ayrım
Devletten Ne İsteniyor
Cumhuriyet'in nitelikleri arasındaki iki sıfat, devletten birbirinin tersi şeyler ister ve bu yüzden sürekli karıştırılır.
Hukuk devletinin somut gerekleri şunlardır: yasama işlemlerinin anayasaya uygunluğunun denetlenmesi, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olması, yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı, cezaların kanuniliği, kazanılmış haklara saygı ve idarenin mali sorumluluğu. Sosyal devletin araçları ise mali güce göre vergilendirme, sosyal güvenlik, çalışma, sağlık ve konut hakkı, kamulaştırma, devletleştirme ve planlamadır. Sosyal devlet ilkesi Türk anayasa tarihine 1961 Anayasası ile girmiştir.
Anayasal eşitlik mutlak değil nispidir: aynı durumda olanlara aynı, farklı durumda olanlara farklı işlem yapmak eşitliğin gereğidir. Bu yüzden kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler için alınan tedbirler eşitliğe aykırı sayılmaz.
Hukuk devleti devletin sınırlanmasını, sosyal devlet devletin edim sunmasını ister; sosyal devlet 1961 ile gelmiştir. Eşitlik nispidir, bu nedenle pozitif ayrımcılık tedbirleri eşitliğe aykırı sayılmaz.
Kavram
Hakların Üçlü Sınıflandırması
Anayasa organları kurmadan önce kişiye hak tanır. Temel hak ve hürriyetler, devletten beklenen tutuma göre üç grupta toplanır ve ölçüt her seferinde aynıdır: devlet ne yapsın?
- Kişi hakları ve ödevleri, yani negatif statü hakları: devlet karışmasın. Yaşama hakkı, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, din ve vicdan hürriyeti, basın hürriyeti, mülkiyet hakkı, hak arama hürriyeti.
- Sosyal ve ekonomik haklar, yani pozitif statü hakları: devlet edim sunsun. Eğitim, çalışma, sağlık, konut, sosyal güvenlik, sendika kurma hakkı, ailenin korunması.
- Siyasi haklar ve ödevler, yani aktif statü hakları: devletin yönetimine katılayım. Seçme ve seçilme, siyasi parti kurma, kamu hizmetlerine girme, dilekçe hakkı, bilgi edinme hakkı, vatan hizmeti.
Grubu bulmak için hakkın adına değil, devletten istenen davranışa bakın: karışmama, edim sunma, katılım imkânı.
Ölçüt devletten beklenen tutumdur: negatif statüde devlet karışmaz, pozitif statüde edim sunar, aktif statüde katılıma imkân verir. Mülkiyet negatif, sağlık pozitif, dilekçe hakkı aktif statü hakkıdır.
Ayrım
Kimin Hakkı ve Nasıl Sınırlanır
Temel hakların çoğu herkese tanınmıştır; vatandaş olmayanlar da bu haklardan yararlanır. Buna karşılık bazı haklar yalnızca Türk vatandaşlarına aittir ve ölçüt tek cümleyle kurulur: hak devletin yönetimine katılmayla ilgiliyse vatandaşlığa bağlıdır.
Bu haklar sınırsız değildir, ancak sınırlandırma da keyfî olamaz; aşağıdaki şartların tamamı birlikte aranır.
- Sınırlama yalnızca kanunla yapılır; yönetmelikle veya idari kararla temel hak sınırlanamaz.
- Sınırlama, ilgili maddesinde gösterilen sebeplere dayanmalıdır.
- Hakkın özüne dokunulamaz; hakkı kullanılamaz hâle getiren sınırlama geçersizdir.
- Sınırlama Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine aykırı olamaz.
- Sınırlama ölçülü olmalıdır: elverişli, gerekli ve orantılı.
Önce aracı kontrol edin. Sınırlama kanunla yapılmamışsa başka hiçbir şarta bakmaya gerek kalmaz.
Yönetime katılmayla ilgili haklar vatandaşlığa bağlıdır: seçme, seçilme, siyasi faaliyet, parti kurma ve kamu hizmetlerine girme. Sınırlandırma yalnızca kanunla, gösterilen sebeplere bağlı olarak, hakkın özüne dokunmadan ve ölçülü biçimde yapılabilir.
Ayrım
Durdurma ve Dokunulamayan Çekirdek
Sınırlandırma olağan dönemin rejimidir. Durdurma ise olağanüstü koşullarda hakların kullanımının kısmen veya tamamen askıya alınmasıdır ve ayrı kurallara tabidir.
Durdurma hâlinde bile dokunulamayacak dört unsurluk bir çekirdek alan vardır: kişinin yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığının bütünlüğü, kimsenin din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaması, suç ve cezaların geçmişe yürütülememesi ve suçluluğu mahkeme kararıyla saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamaması.
Durdurma rejiminde haklar kısmen veya tamamen durdurulabilir. Tamamen durdurulamaz biçimindeki ifadeler hükmü tersine çevirir; ayrıca hakkın özü ölçütü sınırlandırmaya aittir, durdurmaya değil.
Sınırlandırma olağan dönemin, durdurma savaş, seferberlik ve olağanüstü hâlin rejimidir. Durdurmada bile dört unsur korunur: yaşama hakkı ve varlık bütünlüğü, inanç açıklamaya zorlanamama, suç ve cezaların geçmişe yürütülememesi, masumiyet karinesi.
Kavram
Vatandaşlık ve İnkılap Kanunları
Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür; ana ya da babadan biri yeterlidir. Vatandaşlık kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hâllerde kaybedilir.
İki hüküm doğrudan ölçülür: hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz; vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.
Anayasa bir de belirli kanunları özel korumaya alır. İnkılap kanunları, anayasaya aykırı oldukları şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz. Bu kanunlar arasında Tevhid-i Tedrisat Kanunu, şapka iktisası hakkındaki kanun, tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanun, medeni nikâh esasını getiren düzenleme, uluslararası rakamların kabulüne ilişkin kanun, yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkındaki kanun, efendi ve bey gibi lakapların kaldırılmasına dair kanun ile bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair kanun sayılır.
Ana veya babadan biri Türkse çocuk Türktür. Vatandaşlıktan çıkarma ancak vatana bağlılıkla bağdaşmayan eylem hâlinde mümkündür ve bu işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz. İnkılap kanunları anayasaya aykırı sayılamaz.
Kısaca düşün: Anayasa hangi kalıplarda yargı yolunu mutlak biçimde açık tutuyor ve bu kalıp hangi ilkenin gereği?
Kavram
Meclis Nasıl Kurulur
Haklardan organlara geçiyoruz. Yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne aittir; bu yetki geneldir, aslidir ve devredilemez. Genel olması Meclisin anayasaya aykırı olmamak şartıyla her konuda kanun çıkarabilmesini, asli olması başka bir organdan izin almadan ilk elden düzenleme yapabilmesini ifade eder.
Meclis 600 milletvekilinden oluşur ve seçimler beş yılda bir yapılır. Milletvekili seçilebilmek için on sekiz yaşını doldurmuş olmak, Türk vatandaşı olmak ve en az ilkokul mezunu olmak gerekir. Askerlikle ilişiği bulunmamak, kısıtlı olmamak, kamu hizmetinden yasaklı olmamak ve belirli suçlardan hüküm giymemiş olmak da aranır.
Milletvekilleri seçildikleri bölgeyi değil bütün milleti temsil eder. Bunun sonucu, milletvekilinin seçmenlerinden talimat almaması ve göreve başlarken Meclis önünde ant içmesidir.
Yasama yetkisi genel, asli ve devredilmezdir. Meclis 600 üyeden oluşur, seçim beş yılda bir yapılır, seçilme yaşı on sekiz ve öğrenim şartı en az ilkokuldur. Milletvekili bölgeyi değil bütün milleti temsil eder.
Ayrım
Sorumsuzluk ile Dokunulmazlık
Milletvekilinin görevini serbestçe yapabilmesi için iki ayrı güvence öngörülmüştür. İkisi sürekli karıştırılır; ayrımı üç ölçütle kurun.
Kısaca: sorumsuzluk cezalandırılmayı engeller, dokunulmazlık yargılanmayı erteler. Dokunulmazlık kişiyi cezadan kurtarmaz; milletvekilliği sona erdiğinde soruşturma ve kovuşturma devam eder.
Dokunulmazlığın iki istisnası vardır: ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli ve seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla Anayasa'nın on dördüncü maddesindeki durumlar. Ayrıca dokunulmazlığın kaldırılmasına ve milletvekilliğinin düşmesine ilişkin kararlar, parlamento kararı oldukları hâlde Anayasa Mahkemesi denetimine tabidir.
Sorumsuzluk söz, oy ve düşünceleri kapsar, mutlaktır, süreklidir ve kaldırılamaz. Dokunulmazlık her suç isnadını kapsar, geçicidir ve Meclis kararıyla kaldırılabilir; ağır cezayı gerektiren suçüstünde uygulanmaz.
Kavram
Toplantı ve Karar Yeter Sayısı
Meclisin çalışabilmesi ve karar alabilmesi için iki ayrı sayı gerekir ve bunlar birbirinin yerine kullanılamaz.
Meclisin iç yapısında da sayılar vardır. Siyasi parti grubu en az yirmi milletvekiliyle kurulur. Başkanlık Divanı Meclis Başkanı, başkanvekilleri, kâtip üyeler ve idare amirlerinden oluşur ve oluşumunda parti gruplarının Meclisteki oranları gözetilir. Bir yasama döneminde iki defa Başkanlık Divanı seçimi yapılır; ilk devre iki, ikinci devre üç yıl sürer. Meclis Başkanı Genel Kurul görüşmelerine katılamaz ve oy kullanamaz.
Toplantı yeter sayısı 200, karar yeter sayısı katılanların salt çoğunluğudur ve 151'in altına inemez. Siyasi parti grubu en az yirmi milletvekiliyle kurulur; Meclis Başkanı Genel Kurul'da oy kullanamaz.
Bağlantı
Nitelikli Çoğunluklar Zinciri
Bazı kararlar için özel çoğunluklar aranır ve bunlar birbirine yakın olduğu için ancak bir mantığa bağlanınca akılda kalır. Mantık şudur: karar ne kadar ağırsa gereken sayı o kadar yüksektir.
- 200, üye tamsayısının üçte biri: toplantı yeter sayısı ve anayasa değişikliği teklifi.
- 301, üye tamsayısının salt çoğunluğu: Cumhurbaşkanı hakkında soruşturma açılması önergesi ve Cumhurbaşkanı'nın geri gönderdiği kanunun aynen kabulü.
- 360, üye tamsayısının beşte üçü: anayasa değişikliğinin kabulü, genel ve özel af ilanı, seçimlerin yenilenmesi kararı, Cumhurbaşkanı hakkında soruşturma açılması kararı.
- 400, üye tamsayısının üçte ikisi: Cumhurbaşkanı'nın Yüce Divan'a sevki ve Meclis Başkanı seçiminin ilk iki turu.
Cumhurbaşkanı hakkındaki süreç bu mantığın en açık örneğidir: önerge 301, soruşturma kararı 360, Yüce Divan'a sevk 400. Çeldiriciler genellikle bu zincirin bir kademesini kaydırarak üretilir.
200 toplantı ve anayasa teklifi, 301 salt çoğunluk, 360 beşte üç, 400 üçte ikidir. Cumhurbaşkanı hakkındaki zincir 301, 360 ve 400 biçiminde ağırlaşır.
Süreç
Meclisin Görevleri ve Kanunun Yapılışı
Meclisin görev ve yetkileri şunlardır: kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; bütçe ve kesin hesap kanun tekliflerini görüşüp kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek; milletlerarası antlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak; üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla genel ve özel af ilanına karar vermek.
Milletlerarası antlaşmalarda yetki iki organ arasında bölüşülmüştür: onaylanmasını uygun bulmak Meclise, onaylamak ve yayımlamak Cumhurbaşkanı'na aittir. Soru kökündeki fiil değişince cevap da değişir.
Kanun yapımında iki nokta belirleyicidir. Artık yalnızca kanun teklifi vardır; kanun tasarısı kurumu kaldırılmıştır ve teklif yetkisi milletvekillerine aittir. Cumhurbaşkanı yayımlanmasını uygun bulmadığı kanunu on beş gün içinde gerekçesiyle Meclise geri gönderebilir; Meclis geri gönderilen kanunu üye tamsayısının salt çoğunluğuyla aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı bu kanunu yayımlar. Bütçe kanunu bu usule tabi değildir; geri gönderilemez.
Savaş ilanı, af, para basılması ve antlaşmaların uygun bulunması Meclise aittir. Antlaşmayı onaylayıp yayımlayan Cumhurbaşkanı'dır. Kanun tasarısı yoktur; geri gönderilen kanun 301 ile aynen kabul edilir, bütçe kanunu geri gönderilemez.
Kavram
Denetim: Dört Yol, İki Kurum
Yürütmenin meclise karşı sorumlu olmadığı bir sistemde denetim araçları da sadeleşmiştir. Bugün dört yol vardır.
- Yazılı soru: Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yöneltilir, en geç on beş gün içinde yazılı olarak cevaplanır. Cumhurbaşkanı'na soru sorulamaz.
- Genel görüşme: toplumu ve devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun Genel Kurul'da görüşülmesidir.
- Meclis araştırması: belli bir konuda bilgi edinmek için kurulan komisyon eliyle yürütülür.
- Meclis soruşturması: Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanlar hakkında görev suçu isnadının araştırılmasıdır; sonucunda Yüce Divan'a sevk kararı verilebilir.
Gensoru ve sözlü soru kaldırılmıştır ve tam bu yüzden en sık kullanılan çeldiricilerdir. Gensorunun kaldırılması sistemin doğal sonucudur: hükümet artık Meclise değil Cumhurbaşkanı'na karşı sorumludur.
Dört yol yazılı soru, genel görüşme, meclis araştırması ve meclis soruşturmasıdır; gensoru ve sözlü soru kaldırılmıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu Meclis Başkanlığına, Devlet Denetleme Kurulu Cumhurbaşkanlığına bağlıdır.
Kavram
Cumhurbaşkanının Seçimi ve Adaylık
Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı'na aittir. Seçilebilmek için kırk yaşını doldurmuş olmak, yükseköğrenim yapmış olmak ve milletvekili seçilme yeterliliğine sahip bulunmak gerekir. Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından beş yıllık bir süre için seçilir ve bir kimse en fazla iki defa seçilebilir.
Adaylık üç yoldan yapılabilir: siyasi parti grupları; son genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış siyasi partiler; en az yüz bin seçmen. Meclis dışından aday gösterilmesi için milletvekili teklifi aranan eski usul yürürlükte değildir.
İki defa kuralının tek istisnası vardır: Cumhurbaşkanı'nın ikinci döneminde Meclis seçimlerin yenilenmesine karar verirse bir defa daha aday olabilir. Yenileme kararını Cumhurbaşkanı'nın kendisi verirse bu imkân doğmaz.
Kırk yaş, yükseköğrenim ve milletvekili seçilme yeterliliği aranır; süre beş yıl, sınır iki dönemdir. Adaylık parti grupları, yüzde beş oy almış partiler veya yüz bin seçmen tarafından yapılır. İstisna, ikinci dönemde Meclisin yenileme kararı vermesidir.
Kavram
Cumhurbaşkanının Yetkileri
Cumhurbaşkanı hem devletin başı hem yürütmenin başıdır. Yetkilerini üç alanda düşünmek hem öğrenmeyi hem hatırlamayı kolaylaştırır.
- Yasama ile ilgili: kanunları yayımlamak, kanunları tekrar görüşülmek üzere Meclise geri göndermek, anayasa değişikliklerini gerekli gördüğünde halkoyuna sunmak, kanunların ve kararnamelerin iptali için Anayasa Mahkemesi'nde dava açmak, Meclis seçimlerinin yenilenmesine karar vermek.
- Yürütme ile ilgili: yardımcılarını ve bakanları atamak ve görevden almak, üst kademe kamu yöneticilerini atamak, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve yönetmelik çıkarmak, milletlerarası antlaşmaları onaylamak ve yayımlamak, bütçe kanun teklifini Meclise sunmak, olağanüstü hâl ilan etmek, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kullanılmasına karar vermek.
- Yargı ile ilgili: Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir bölümünü, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun dört üyesini, Danıştay üyelerinin dörtte birini ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile Başsavcıvekilini seçmek.
Savaş ilanı Cumhurbaşkanı'nda değildir; savaş ilanına Meclis karar verir. Cumhurbaşkanı Silahlı Kuvvetler'in kullanılmasına karar verir ve Meclis adına Başkomutanlığı temsil eder. Ölçüt: ilan mı, kullanım mı?
Yetkiler yasama, yürütme ve yargı alanlarına dağılır. Savaş ilanı Meclise aittir; Cumhurbaşkanı Silahlı Kuvvetler'in kullanılmasına karar verir ve Başkomutanlığı Meclis adına temsil eder.
Ayrım
Meclise Ait Dört Yetki
Sistem yürütmenin tamamını tek makamda topladığı için bir soruda karşınıza çıkan yetkinin Cumhurbaşkanı'nda olma ihtimali yüksektir. Tam bu yüzden istisnaları ayrıca öğrenmeniz gerekir.
Meclise ait dört yetkiyi bir liste hâlinde tutun: savaş ilanına karar vermek, genel ve özel af ilanına karar vermek, para basılmasına karar vermek, milletlerarası antlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak.
Bir başka sık karıştırılan yetki, kanunların anayasaya aykırılığı iddiasıyla iptal davası açmaktır. Bu dava Cumhurbaşkanı tarafından da açılabilir; ayrıca Meclisteki en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubu ile üye tamsayısının en az beşte biri, yani 120 milletvekili de dava açabilir.
Meclise ait dört yetki savaş ilanı, af ilanı, para basılması ve antlaşmaların uygun bulunmasıdır. Genel af Meclise, bireysel af yalnızca sürekli hastalık, sakatlık ve kocama hâlinde Cumhurbaşkanı'na aittir.
Süreç
Sorumluluk ve Yüce Divan
Cumhurbaşkanı'nın cezai sorumluluğu üç aşamalı bir süreçle işletilir ve her aşamada aranan çoğunluk ağırlaşır.
- Üye tamsayısının salt çoğunluğunun, yani 301 milletvekilinin vereceği önergeyle soruşturma açılması istenir.
- Meclis, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun, yani 360 milletvekilinin gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verir.
- Soruşturma komisyonunun raporu görüşüldükten sonra üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun, yani 400 milletvekilinin gizli oyuyla Yüce Divan'a sevk kararı alınabilir.
Sevk kararını Meclis verir; Yüce Divan sıfatıyla yargılamayı Anayasa Mahkemesi yapar. Sorulan şeyin karar mı yoksa yargılama mı olduğuna dikkat edin, çünkü çeldirici tam bu noktadan üretilir.
Hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı seçim kararı alamaz. Yüce Divan'da seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanı'nın görevi sona erer.
Zincir 301, 360 ve 400 biçiminde ilerler. Yüce Divan'a sevk kararını Meclis verir, yargılamayı Anayasa Mahkemesi yapar. Soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı seçim kararı alamaz.
Kavram
Kararnamenin Dört Sınırı
Cumhurbaşkanı yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Kararname yetki kanununa ihtiyaç duymaz, doğrudan Anayasa'dan alınan bir yetkiye dayanır ve Meclis onayına sunulmaz. Buna karşılık yetkinin dört sınırı vardır ve bu sınırlar doğrudan ölçülür.
- Konu sınırı: temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile siyasi haklar ve ödevler kararnameyle düzenlenemez. Kararnameyle düzenlenebilecek tek hak grubu sosyal ve ekonomik haklardır.
- Münhasır kanun alanı: Anayasa'da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kararname çıkarılamaz.
- Kanunla düzenlenmiş alan: kanunda açıkça düzenlenen konularda kararname çıkarılamaz.
- Çatışma kuralı: kararname ile kanun aynı konuda farklı hüküm taşırsa kanun uygulanır; Meclis aynı konuda kanun çıkarırsa kararname kendiliğinden hükümsüz hâle gelir.
Kararname kanun hükmünde kararnameyle karıştırılmamalıdır. Kanun hükmünde kararname kaldırılmıştır; yetki kanununa dayanıyor ve Meclis onayına sunuluyordu, kararname ise ikisini de gerektirmez.
Kararnamenin dört sınırı konu sınırı, münhasır kanun alanı, kanunla düzenlenmiş alan ve çatışmada kanunun üstünlüğüdür. Kararnameyle yalnızca sosyal ve ekonomik haklar düzenlenebilir. Kanun hükmünde kararname kaldırılmıştır.
Ayrım
Kararname ile Yönetmelik
İkisi de yürütmenin düzenleyici işlemidir ve tam bu yüzden karıştırılır. Üç ölçütle ayrılırlar.
Yönetmeliklerin yargısal denetiminde görevli mahkeme etki alanına göre değişir. Ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davalarında Danıştay ilk derece mahkemesi olarak görevlidir; yerel veya sınırlı etkili yönetmelikler idare mahkemelerinde dava konusu edilir.
Kaldırılan tüzük kurumu bu ikilinin arasına yerleştirilerek çeldirici üretilir. Tüzüğün ayırt edici işareti Danıştay incelemesinden geçirilmesiydi; bugün böyle bir düzenleyici işlem yoktur.
Kararnameyi yalnızca Cumhurbaşkanı çıkarır, Anayasa'ya dayanır ve Anayasa Mahkemesi denetler. Yönetmeliği Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri çıkarır, kanuna dayanır ve idari yargı denetler. Tüzük kaldırılmıştır.
Süreç
Olağanüstü Hâl: Altı, Dört, Üç
Olağanüstü hâli Cumhurbaşkanı ilan eder; ilan yurdun tamamını veya bir bölgesini kapsayabilir. İlan sebepleri arasında savaş ve savaşı gerektirecek durum, seferberlik, ayaklanma, anayasal düzeni veya temel hakları ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketleri, kamu düzeninin ciddi biçimde bozulması, tabii afet, tehlikeli salgın hastalık ve ağır ekonomik bunalım sayılır.
- İlan süresi en fazla altı aydır. Karar Resmî Gazete'de yayımlanır ve aynı gün Meclisin onayına sunulur.
- Meclis, Cumhurbaşkanı'nın istemi üzerine her defasında dört ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir; savaş hâllerinde bu dört aylık sınır aranmaz.
- Meclis süreyi kısaltabilir veya olağanüstü hâli tamamen kaldırabilir.
- Cumhurbaşkanı olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda kararname çıkarabilir; bu kararname aynı gün Meclis onayına sunulur ve Meclis üç ay içinde karara bağlamazsa kendiliğinden yürürlükten kalkar.
Üç sayıyı işleviyle birlikte tutun: altı ilan, dört uzatma, üç kararnamenin denetimi. Sıkıyönetim rejimi Anayasa'da artık yer almaz, bu nedenle sıkıyönetime özgü sonuçlar olağanüstü hâle taşınamaz.
İlan en fazla altı ay, her uzatma en fazla dört ay, olağanüstü hâl kararnamesinin Meclisçe karara bağlanma süresi üç aydır. Olağanüstü hâl kararnamelerinde konu sınırı uygulanmaz ve bunlar Anayasa Mahkemesi denetimine tabi değildir.
Kavram
Kurul, Yardımcı ve Bakanlar
Millî Güvenlik Kurulu, Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında toplanır. Üyeleri Cumhurbaşkanı yardımcıları, Adalet, Millî Savunma, İçişleri ve Dışişleri bakanları, Genelkurmay Başkanı ile Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri komutanlarıdır. Kurul iki ayda bir toplanır ve gündemini Cumhurbaşkanı düzenler. Kararları tavsiye niteliğindedir; Cumhurbaşkanı bu kararları değerlendirir.
Cumhurbaşkanı'na yardımcı olmak üzere bir veya daha fazla yardımcı atanabilir. Yardımcılar ve bakanlar için milletvekili olma şartı aranmaz; milletvekili olan biri bakan olarak atanırsa milletvekilliği sona erer. Yardımcılar ve bakanlar göreve başlarken Meclis önünde ant içer.
Millî Güvenlik Kurulu 1961 Anayasası ile kurulmuştur; Devlet Denetleme Kurulu ise 1982 Anayasası ile gelmiştir. Anayasa Mahkemesi 1961, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi 2017 ürünüdür. Bu dörtlüyü birlikte tutmak, kurumun hangi anayasayla geldiğini soran maddelerde işe yarar.
Millî Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı başkanlığında iki ayda bir toplanır, gündemini Cumhurbaşkanı düzenler ve kararları tavsiye niteliğindedir. Yardımcı ve bakanlar için milletvekilliği şartı yoktur; milletvekili bakan olursa üyeliği düşer.
Kavram
Yargı Bağımsızlığı ve Yargı Kolları
Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Bağımsızlık mahkemenin dışarıdan gelen etkilere kapalı olmasıdır; tarafsızlık hâkimin uyuşmazlığın taraflarına eşit mesafede durmasıdır. Hâkimlik teminatı bunun somut karşılığıdır: hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe altmış beş yaşından önce emekliye ayrılamaz, mahkemenin veya kadronun kaldırılması hâlinde bile özlük haklarından yoksun bırakılamaz.
Türkiye'de beş yargı kolu vardır. Adli yargı özel hukuk uyuşmazlıklarına ve ceza davalarına bakar, temyiz mercii Yargıtay'dır. İdari yargı idarenin işlem ve eylemlerinden doğan uyuşmazlıklara bakar, temyiz mercii Danıştay'dır. Anayasa yargısını Anayasa Mahkemesi, adli ve idari yargı arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını Uyuşmazlık Mahkemesi, hesap yargısını Sayıştay yürütür.
Türk yargı örgütünde iflas mahkemesi adlı ayrı bir mahkeme yoktur; iflas işlerine icra hukuk mahkemesi ve asliye ticaret mahkemesi bakar. Kanuni hâkim güvencesi gereği kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.
Yargı bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır; hâkimlik teminatı azledilmemeyi ve altmış beş yaşından önce emekliye sevk edilmemeyi içerir. Beş yargı kolu adli, idari, anayasa, uyuşmazlık ve hesap yargısıdır.
Ayrım
Kanun Yolu: İstinaf ile Temyiz
Kesinleşmemiş bir kararın üst veya yüksek mahkemede yeniden incelenmesini sağlayan başvuruya kanun yolu denir. Kanun yolu üst kavramdır; istinaf ve temyiz onun iki basamağıdır.
İlk itiraz, delil tespiti, ön inceleme, ıslah ve tahkim kanun yolu değildir; bunlar yargılamanın kendi içindeki kurumlardır. Bir kurumun kanun yolu olup olmadığını anlamak için sorun: karar verilmiş ve bu karar üst mercide mi inceleniyor?
Kanun yolu üst kavramdır; istinaf bölge mahkemesinde olay ve hukuk bakımından, temyiz Yargıtay veya Danıştay'da kural olarak hukuka uygunluk bakımından inceleme yapar. İlk itiraz ve ıslah kanun yolu değildir.
Kavram
Anayasa Mahkemesi
Anayasa Mahkemesi on beş üyeden oluşur. Üyelerin üçünü Türkiye Büyük Millet Meclisi, on ikisini Cumhurbaşkanı seçer. Meclisin seçtiği üç üyenin ikisi Sayıştay Genel Kurulunun, biri baro başkanlarının göstereceği adaylar arasından seçilir. Üye seçilebilmek için kırk beş yaşın doldurulmuş olması gerekir; görev süresi on iki yıldır ve bir kişi iki defa üye seçilemez.
Mahkeme Genel Kurul ve iki bölüm hâlinde çalışır. Bölümler bireysel başvuruları karara bağlar; Genel Kurul iptal ve itiraz davalarına, siyasi parti davalarına ve Yüce Divan yargılamasına bakar. Başkan ve iki başkanvekili üyeler arasından dört yıl için seçilir.
Dört sayıyı çekirdek olarak tutun: 15 üye, 12 yıl görev süresi, 45 yaş şartı, 120 milletvekili iptal davası açma sayısı. Anayasa Mahkemesi üyelerinin on iki yıllık süresi Yargıtay ve Danıştay üyeleriyle karıştırılmamalıdır; onlar için Anayasa'da görev süresi öngörülmemiştir.
On beş üyenin üçünü Meclis, on ikisini Cumhurbaşkanı seçer. Yaş şartı kırk beş, görev süresi on iki yıldır ve ikinci kez seçilme yoktur. Bölümler bireysel başvuruya, Genel Kurul iptal ve itiraz davalarına bakar.
Ayrım
Üç Başvuru Yolu
Anayasa Mahkemesi'ne üç ayrı yoldan gidilir ve her birinin başvuranı farklıdır. Ayrımı başvuranın kim olduğu üzerinden kurun.
- İptal davası, yani soyut norm denetimi: ortada bir dava yoktur, kural doğrudan hedef alınır. Cumhurbaşkanı, Meclisteki en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubu ve 120 milletvekili açabilir. Şekil bakımından on gün, esas bakımından altmış gün içinde açılır.
- İtiraz yolu, yani somut norm denetimi: bakılmakta olan bir dava vardır ve başvuran mahkemedir. Süre sınırı yoktur; mahkeme kararı beş ay bekler, gelmezse mevcut hükümlere göre davayı sonuçlandırır.
- Bireysel başvuru: başvuran kişidir. Anayasada güvence altına alınan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki bir hakkı kamu gücü tarafından ihlal edilen herkes, olağan kanun yollarını tükettikten sonra başvurabilir.
Yasama işlemleri, düzenleyici idari işlemler ve Anayasa Mahkemesi kararları bireysel başvuruya konu olamaz. Ayrıca üç grup anayasaya aykırılık iddiasıyla Mahkemeye götürülemez: usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar, olağanüstü hâl kararnameleri ve inkılap kanunları.
İptal davasında ortada dava yoktur ve süreye bağlıdır; itiraz yolunda başvuran mahkemedir ve süre sınırı yoktur; bireysel başvuruda başvuran kişidir ve kanun yolları tüketilmiş olmalıdır. Antlaşmalar, olağanüstü hâl kararnameleri ve inkılap kanunları denetlenemez.
Kavram
Hâkimler ve Savcılar Kurulu
Kurul, hâkim ve savcıların mesleğe kabulünü, atanmasını, yükseltilmesini, denetlenmesini ve disiplin işlerini yürütür. 2017 değişikliğiyle adı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan Hâkimler ve Savcılar Kuruluna dönüşmüş, üye sayısı on üçe indirilmiştir.
Formülü tutun: 2 artı 7 artı 4 eşittir 13. İki doğal üye Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı müsteşarı görevini yürüten Bakan Yardımcısıdır; yedi üyeyi Meclis, dört üyeyi Cumhurbaşkanı seçer. Adalet Bakanı Kurulun başkanıdır.
Üyelerin görev süresi dört yıldır ve süresi biten üyeler bir kez daha seçilebilir. Kurul iki daire hâlinde çalışır. Kurulun kararlarına karşı kural olarak yargı yoluna başvurulamaz; ancak meslekten çıkarma cezasına ilişkin kararlar bu kuralın istisnasıdır ve yargı denetimine tabidir.
İki doğal üye atlandığında yedi artı dört eşittir on bir hesabı çıkar ve soru yanlış cevaplanır. Ayrıca Kurul Adalet Bakanlığına bağlı değildir; yargı bağımsızlığı esasına göre kurulmuş bağımsız bir kuruldur.
On üç üye iki doğal üye, yedi Meclis ve dört Cumhurbaşkanı seçimiyle oluşur; başkan Adalet Bakanıdır ve görev süresi dört yıldır. Kararlarına karşı yargı yolu kapalıdır, tek istisna meslekten çıkarma cezasıdır.
Bağlantı
Kalan Yüksek Yargı Organları
Kalan organları tek bir soruyla çalışın: üyelerini kim seçiyor? Yargıtay üyelerini Hâkimler ve Savcılar Kurulu seçer. Danıştay üyelerinin dörtte üçünü aynı Kurul, dörtte birini Cumhurbaşkanı seçer. Sayıştay'ın başkan ve üyelerini Türkiye Büyük Millet Meclisi seçer. Yüksek Seçim Kurulu üyelerini ise Yargıtay ve Danıştay genel kurulları kendi üyeleri arasından seçer.
Yüksek Seçim Kurulu yedi asıl ve dört yedek üyeden oluşur; üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay genel kurullarınca gizli oyla seçilir ve görev süresi altı yıldır. Kurul kendi başkanını ve başkanvekilini üyeleri arasından seçer.
Uyuşmazlık Mahkemesi'nin ayırt edici işareti başkanının belirlenme usulüdür: başkanlığı, Anayasa Mahkemesi'nce kendi üyeleri arasından görevlendirilen bir üye yapar. Danıştay'ın ikinci bir özelliği de idari nitelikli görevidir; Cumhurbaşkanı tarafından gönderilen kanun teklifleri hakkında düşüncesini bildirir ve imtiyaz sözleşmelerini inceler. Sayıştay'ın ayırt edici işareti ise denetimini Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yapması ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamasıdır; bu yetki ne Kamu Denetçiliği Kurumunda ne de Devlet Denetleme Kurulunda vardır.
Yargıtay üyelerini Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Danıştay'ın dörtte üçünü aynı Kurul ve dörtte birini Cumhurbaşkanı, Sayıştay'ı Meclis, Yüksek Seçim Kurulunu Yargıtay ve Danıştay genel kurulları seçer. Uyuşmazlık Mahkemesi'nin başkanını Anayasa Mahkemesi görevlendirir.
Kısaca düşün: Sayıştay Meclis adına denetler; peki Cumhurbaşkanlığına bağlı olan denetim organı hangisiydi?
Kavram
İdare, Kamu Hizmeti ve Yetki Genişliği
Organların kararlarını günlük hayatta uygulayan yapı idaredir. İdare hukukunun üç belirleyici özelliği vardır: büyük ölçüde içtihattan doğmuştur; tek bir kanunda toplanmamıştır, yani tedvin edilmemiştir; bir statü hukukudur, çünkü ilişkiler sözleşmeyle değil önceden belirlenmiş kurallarla düzenlenir.
İdarenin yürüttüğü kamu hizmetine egemen ilkeler şunlardır: süreklilik, hizmetin kesintiye uğramadan yürütülmesi; değişkenlik, hizmetin değişen ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenebilmesi; eşitlik, aynı durumda olanlara aynı işlemin yapılması; tarafsızlık, hizmetin ayrım gözetilmeden sunulması; bedelsizlik, bazı hizmetlerin karşılıksız veya maliyetin altında sunulabilmesi.
Merkezden yönetim, karar alma yetkisinin merkezde toplanmasıdır; ülke genelinde birlik sağlar ama kararları yavaşlatır. Bu sakıncayı gidermek için yetki genişliği uygulanır ve Anayasa'ya göre yetki genişliği illerde valiye tanınmıştır.
Yetki genişliği yerinden yönetimin bir türü değildir; yetki hâlâ merkeze aittir, yalnızca kullanımı taşradaki temsilciye bırakılmıştır. Doğru kontrol: ortada ayrı bir tüzel kişilik var mı?
İdare hukuku içtihattan doğmuş, tedvin edilmemiş bir statü hukukudur; kamu hizmetine egemen ilkeler süreklilik, değişkenlik, eşitlik, tarafsızlık ve bedelsizliktir. Yetki genişliği merkezden yönetimin aracıdır ve illerde valiye tanınmıştır.
Ayrım
Hiyerarşi ile İdari Vesayet
Yerinden yönetim, kamu hizmetlerinin merkezden ayrı, kendi tüzel kişiliği ve bütçesi olan kuruluşlarca yürütülmesidir. İki türü vardır: mahallî idareleri kapsayan yer bakımından yerinden yönetim ve üniversiteler ile düzenleyici kurumları kapsayan hizmet bakımından yerinden yönetim. Merkez ile bu kuruluşlar arasındaki dengeyi iki denetim aracı kurar.
Bir bakanlığın kendi genel müdürünü denetlemesi hiyerarşidir. Aynı bakanlığın kanunda öngörülen hâllerde bir belediye kararını onaylaması ise vesayettir; çünkü belediye ayrı bir kamu tüzel kişisidir.
Denetleyen ile denetlenen aynı tüzel kişilik içindeyse hiyerarşi, farklı tüzel kişiliklerdeyse vesayet vardır. Hiyerarşi kuraldır ve yerindelik denetimini de kapsar; vesayet istisnadır, kanunla öngörülmesi gerekir.
Kavram
İdari İşlemin Beş Unsuru
İdari işlem, idarenin kamu gücüne dayanarak tek yanlı irade açıklamasıyla hukuki sonuç doğuran işlemidir. Dört özelliği vardır: tek yanlılık, yani muhatabın rızasına bağlı olmaması; icrailik, yani ayrıca bir yargı kararına gerek olmadan hukuk düzeninde değişiklik yaratması; hukuka uygunluk karinesi, yani aksi yargı kararıyla saptanıncaya kadar hukuka uygun sayılması; ve hukuki sonuca yönelmesi.
- Yetki: işlemi hangi makamın ve o makam adına hangi görevlinin yapabileceği.
- Şekil: işlemin hangi usul ve biçimde kurulacağı.
- Sebep: işlemi doğuran hukuki ve fiilî nedenler.
- Konu: işlemin doğurduğu hukuki sonuç.
- Amaç: işlemin yönelmesi gereken kamu yararı.
Amaç unsurundaki sakatlığa yetki saptırması denir ve ispatı en zor sakatlık türüdür. Bir memurun kamu yararı için değil kişisel husumet nedeniyle başka yere atanması buna tipik örnektir; işlemi yapan makam yetkilidir, usul ve sonuç kanuna uygundur, sakatlık yalnızca güdülen amaçtadır.
İdari işlem tek yanlı, icrai ve hukuka uygunluk karinesinden yararlanan bir işlemdir. Beş unsuru yetki, şekil, sebep, konu ve amaçtır; amaçtaki sakatlığa yetki saptırması denir. Dava açılması yürütmeyi kendiliğinden durdurmaz.
Ayrım
İptal Davası ile Tam Yargı Davası
İdari işlem hukuka aykırıysa idari yargıda iki farklı dava açılabilir ve istenen şey birbirinden ayrıdır.
Bir belediye mevzuata aykırı biçimde bir iş yeri ruhsatını geri almışsa iş yeri sahibi işlemin kaldırılması için iptal davası, uğradığı zarar için tam yargı davası açar. İki istem birbirinden bağımsızdır.
İdarenin sorumluluğu iki temele dayanabilir. Hizmet kusurunda kamu hizmetinin kurulmasında veya işleyişinde aksaklık vardır; hizmet hiç işlememiş, geç işlemiş veya kötü işlemiştir ve kusur görevliye değil hizmetin kendisine yüklenir. Kusursuz sorumluluk ise risk ilkesine veya kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesine dayanır.
İptal davasında işlemin ortadan kaldırılması, tam yargı davasında zararın giderilmesi istenir. İdarenin sorumluluğu hizmet kusuruna veya kusursuz sorumluluğa, yani risk ile kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesine dayanır.
Ayrım
İl Özel İdaresi
Mahallî idareler, il, belediye ve köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan, kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları seçmenlerce seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir. Mahallî idare seçimleri beş yılda bir yapılır.
Üçüncü organ il encümenidir; valinin başkanlığında, meclisin kendi üyeleri arasından seçtiği üyeler ile birim amirlerinden oluşur. Büyükşehir belediyesi kurulan illerde il özel idaresi kaldırılmıştır; bu illerde görevleri büyükşehir belediyesine ve yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına devredilmiştir.
İl özel idaresi ile il genel idaresi isim benzerliği nedeniyle karıştırılır. İl genel idaresi merkezî idarenin taşra örgütüdür; il özel idaresi ise ayrı tüzel kişiliği olan bir mahallî idaredir.
İl özel idaresinin karar organı il genel meclisi, yürütme organı ve tüzel kişiliğin temsilcisi validir. Büyükşehir kurulan illerde il özel idaresi kaldırılmıştır. İl genel idaresi ise merkezî idarenin taşra örgütüdür.
Ayrım
Belediye ve Büyükşehir
Belediye, belde sakinlerinin mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisidir. Organları belediye meclisi, belediye encümeni ve belediye başkanıdır. Meclis karar organıdır ve belediye başkanı aynı zamanda meclisin de başkanıdır; başkan yürütme organıdır ve halk tarafından beş yıllığına seçilir.
İki usul sürekli birbirinin yerine konur. Belediye idari bir kararla, büyükşehir ise kanunla kurulur. Ayrıca kip farkına dikkat edin: nüfus şartını sağlayan yerleşim biriminde belediye kurulabilir; il ve ilçe merkezlerinde ise kurulması zorunludur.
Belediye 5.000 nüfus eşiğiyle ve Cumhurbaşkanı kararıyla kurulur; il ve ilçe merkezlerinde nüfusa bakılmaz, kurulması zorunludur. Büyükşehire dönüşüm 750.000 nüfusun üzerinde ve kanunla yapılır.
Kavram
Köy
Köy Kanunu'na göre nüfusu iki binden aşağı olan yerleşim yerlerine köy denir. Kanun bir üst nüfus sınırı koyar, alt sınır belirlemez. Köy kurulmasına ve kaldırılmasına İçişleri Bakanlığı karar verir.
- Köy derneği: köydeki bütün seçmenlerden oluşan genel karar organıdır.
- Köy ihtiyar meclisi: hem karar hem yürütme görevleri bulunan organdır.
- Muhtar: köyün yürütme organıdır. Muhtar ve ihtiyar meclisi üyeleri beş yıl için seçilir.
Üç yerel yönetim, üç farklı kuruluş usulü: belediye Cumhurbaşkanı kararıyla, büyükşehir kanunla, köy İçişleri Bakanlığı kararıyla. Çeldiriciler bu üçünü birbirinin yerine koyarak üretilir.
Köy işlerinin köylülerin ortak çalışmasıyla görülmesine imece, köy hizmetleri için toplanan paraya salma denir. Muhtarlık ve ihtiyar heyeti seçimlerinde siyasi partiler aday gösteremez; adaylar bağımsız olarak seçime katılır.
Köy nüfusu iki binden aşağı olan yerleşim yeridir ve İçişleri Bakanlığı kararıyla kurulur. Organları köy derneği, ihtiyar meclisi ve muhtardır. Muhtarlık seçimlerinde siyasi partiler aday gösteremez.
Ayrım
Geçici Uzaklaştırma ve Kesin Sona Erme
Mahallî idare organları veya üyeleri hakkında görevleriyle ilgili bir suç sebebiyle soruşturma ya da kovuşturma açılması hâlinde iki farklı sonuç doğabilir ve bunları karıştırmamak gerekir.
Hizmet bakımından yerinden yönetim kuruluşları da idarenin bir parçasıdır ve üç grupta toplanır. Kamu kurumları, belirli bir hizmeti yürüten üniversiteler, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu ve Sosyal Güvenlik Kurumu gibi kuruluşlardır. Düzenleyici ve denetleyici kurumlar, belirli bir sektörü düzenlemek üzere kurulan geniş özerklikli kurullardır. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ise barolar, tabip odaları ve ticaret odaları gibi kanunla kurulan yapılardır; organları kendi üyelerince, yargı gözetimi altında gizli oyla seçilir.
Geçici görevden uzaklaştırma kararını İçişleri Bakanı verir; seçilmiş organlığın kesin olarak kaybı ise yalnızca yargı kararıyla olur. Hizmet yerinden yönetim kuruluşları kamu kurumları, düzenleyici kurumlar ve meslek kuruluşlarıdır.
Kavram
Memur Rejiminin Üç İlkesi
İdarenin asli ve sürekli görevleri memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülür. Bu görevlilerin statüsünü düzenleyen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu üç temel ilkeye dayanır.
- Sınıflandırma: memurlar gördükleri hizmetin niteliğine göre sınıflara ayrılır.
- Kariyer: memurlara, yaptıkları hizmetler için gerekli bilgilere ve yetişme şartlarına uygun biçimde sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkânı sağlanır.
- Liyakat: kamu hizmetine girmek, sınıflar içinde ilerlemek ve yükselmek ile görevin sona erdirilmesi yeterliliğe dayandırılır ve memurlar bu sistemin eşit imkânlarla uygulanmasında güvenceye kavuşturulur.
Kariyer ile liyakat sürekli karıştırılır. Kariyer ilerlemenin imkânını verir; liyakat ilerlemenin ölçütünü verir. Liyakatin karşıtı kayırmacılık anlamına gelen iltimastır.
657 sayılı Kanun sınıflandırma, kariyer ve liyakat ilkelerine dayanır. Kariyer ilerlemenin imkânını, liyakat ilerlemenin ölçütünü verir; liyakatin karşıtı iltimastır.
Kavram
Aday Memurluk
Memurluğa ilk defa atananlar önce aday memur olarak göreve başlar. Adaylık, memurun görevi öğrenmesi ve kurumun memuru değerlendirmesi için öngörülmüş bir deneme dönemidir. Bu süre içinde aday memurlara temel eğitim, hazırlayıcı eğitim ve staj verilir.
Adaylık süresi bir yıldan az, iki yıldan çok olamaz. Bu süre içinde aday memurun başka kuruma nakli yapılamaz; deneme aynı kurumda tamamlanır.
Adaylık süresini başarıyla tamamlayanlar asli memurluğa atanır. Buna karşılık temel ve hazırlayıcı eğitimde başarısız olanlar, aday memur olarak göreve devamı uygun görülmeyenler veya adaylık süresi içinde bazı şartları kaybedenler kurumlarınca ilişikleri kesilerek memurluktan çıkarılır.
Adaylıkta ilişik kesme bir disiplin cezası değildir; adaylık rejiminin kendi sonucudur. İki değerli sorularda çeldiriciler genellikle bir değeri doğru bir değeri yanlış vererek kurulur, bu yüzden iki sayıyı birlikte tutun.
Adaylık süresi bir yıldan az, iki yıldan çok olamaz ve bu sürede başka kuruma nakil yapılamaz. Başarılı olanlar asli memurluğa atanır; ilişiği kesilenler için bu sonuç bir disiplin cezası değildir.
Ayrım
Beş Disiplin Cezası
Disiplin cezaları hafiften ağıra doğru beştir ve terimlerin tam biçimiyle bilinmesi gerekir, çünkü sorularda seçenekler tam terimle verilir.
- Uyarma: memura görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazıyla bildirilmesi.
- Kınama: görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazıyla bildirilmesi.
- Aylıktan kesme: memurun brüt aylığından belirli bir oranda kesinti yapılması.
- Kademe ilerlemesinin durdurulması: fiilin ağırlığına göre memurun bulunduğu kademede ilerlemesinin belirli süre durdurulması.
- Devlet memurluğundan çıkarma: bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarılma.
Görevden uzaklaştırma bu listede yoktur. O bir ceza değil, görevi başında kalmasında sakınca görülen memur hakkında alınan geçici bir tedbirdir; memurluk sıfatı devam eder ve memura aylığının üçte ikisi ödenir. İdari para cezası ve disiplin hapsi de bu listeye ait değildir.
Beş ceza uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve Devlet memurluğundan çıkarmadır. Görevden uzaklaştırma ceza değil geçici tedbirdir; memura aylığının üçte ikisi ödenir.
Ayrım
Sona Erme, Savunma ve Silinme
Memurluğu sona erdiren hâller şunlardır: memurluktan çekilme, memurluğa alınma şartlarından herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya bu şartlardan birinin sonradan kaybedilmesi, Devlet memurluğundan çıkarma cezası alınması, emeklilik ve ölüm.
Görevden uzaklaştırma bu listeye de girmez. Sorular çoğunlukla memurluğu sona erdiren hâllerden biri değildir biçiminde kurulur ve aranan cevap tam da bu tedbirdir.
Savunması alınmadan memura disiplin cezası verilemez; savunma için en az yedi günlük süre tanınır. Karara karşı tebliğden itibaren yedi gün içinde disiplin kuruluna veya yüksek disiplin kuruluna itiraz edilebilir. Bütün disiplin cezalarına karşı ayrıca idari yargı yolu açıktır; uyarma ve kınama cezalarını yargı denetimi dışında tutan eski hüküm 2010 değişikliğiyle kaldırılmıştır.
Silinme kendiliğinden gerçekleşmez; memurun atamaya yetkili amirine başvurması ve bu talebin uygun görülmesi gerekir. İki eşikli bir kural olduğu için olayda hangi cezanın verildiği belirleyicidir: aylıktan kesme verilmişse süre on yıl, kınama verilmişse beş yıldır.
Memurluk çekilme, şartların kaybı, memurluktan çıkarma cezası, emeklilik ve ölümle sona erer; görevden uzaklaştırma bu listede yoktur. Uyarma ve kınama beş, diğer cezalar on yıl sonra memurun başvurusuyla silinebilir.
Süreç
Kanunsuz Emir ve Mal Bildirimi
Memurun ödevleri arasında en çok ölçülen ikisi kanunsuz emir ve mal bildirimidir. Kanunsuz emir kuralı üç aşamalıdır ve sorumluluğun kime ait olduğu her aşamada değişir.
- Memur, emri mevzuata aykırı görürse yerine getirmez ve bu aykırılığı emri verene bildirir.
- Amir emrinde ısrar eder ve emrini yazılı olarak yenilerse memur emri yerine getirir; bu hâlde sorumluluk emri verene geçer ve emri uygulayan memur sorumlu olmaz.
- Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilmez; yerine getiren sorumluluktan kurtulamaz.
Memurlar kendilerine, eşlerine ve velayetleri altındaki çocuklarına ait taşınır ve taşınmaz malları ile alacak ve borçları hakkında mal bildiriminde bulunur. Bildirimler, sonu sıfır ve beş ile biten yılların en geç şubat ayı sonuna kadar yenilenir. Diğer temel ödevler sadakat, tarafsızlık ve devlete bağlılık, davranış ve iş birliği, emirlere uyma ve resmî belgeleri koruma yükümlülükleridir.
Ayrımı tek cümlede tutun: aykırılık yalnızca mevzuata ise yazılı emirle uygulanır, aykırılık suç oluşturuyorsa hiçbir biçimde uygulanamaz.
Mevzuata aykırı emir yazıyla yenilenirse yerine getirilir ve sorumluluk emri verene geçer; konusu suç olan emir hiçbir surette yerine getirilmez. Mal bildirimi sonu sıfır ve beş ile biten yılların şubat ayı sonuna kadar yenilenir.
Kavram
Kişilik Ne Zaman Başlar
İdareden ve memurdan kişilerin kendi aralarındaki ilişkilere geçiyoruz. Hukukun öznesi kişidir ve kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar. Tam doğum çocuğun anne bedeninden tamamen ayrılmasını, sağ doğum ayrıldığı anda hayatta olmasını ifade eder; bir şart eksikse kişilik hiç doğmamış sayılır. Kişilik ölümle sona erer.
Cenin de hak ehliyetine sahiptir, ancak bu ehliyet sağ doğmak koşuluna bağlıdır. Cenin miras hakkı kazanabilir; ölü doğarsa hak hiç doğmamış sayılır. Bu, bir istisna değil şarta bağlı bir hak ehliyetidir.
Kişilik sağ ve tam doğumla başlar, ölümle sona erer. Cenin hak ehliyetini sağ doğmak koşuluyla kazanır. Hak ehliyeti herkeste vardır; fiil ehliyeti ayırt etme gücü, erginlik ve kısıtlı olmama şartlarına bağlıdır.
Ayrım
Ölüm Karinesi ile Gaiplik
Ölümün ispat edilemediği durumlar için kanun iki ayrı çözüm getirmiştir ve aralarındaki fark mahkeme kararı gerekip gerekmediğindedir.
Gaiplikte iki süre vardır: ölüm tehlikesi içinde kaybolmada tehlikenin üzerinden en az bir yıl, kendisinden uzun zamandır haber alınamamada son haber tarihinden itibaren en az beş yıl geçmiş olmalıdır.
Üçüncü bir kurum da birlikte ölüm karinesidir: birden çok kişiden hangisinin önce öldüğü ispat edilemiyorsa hepsi aynı anda ölmüş sayılır. Bu karine miras paylaşımında sonucu doğrudan değiştirir.
Ölüm karinesinde ölüm kesin gibidir, mahkeme kararı ve süre aranmaz. Gaiplikte mahkeme kararı gerekir; süre ölüm tehlikesinde bir yıl, haber alınamamada beş yıldır. Ölüm sırası belirsizse birlikte ölüm karinesi uygulanır.
Ayrım
Erginliğin Üç Yolu
Erginlik üç yoldan kazanılır ve bu üçünü ayıran ölçüt mahkeme kararına ihtiyaç duyulup duyulmadığıdır.
Evlenmenin kişiyi ergin kılması kalıcı bir sonuçtur; evliliğin sonradan sona ermesiyle ortadan kalkmaz. Ergin kılınmada ise üç unsur birlikte aranır: yaş, küçüğün isteği ve velinin rızası. Sonucu doğuran işlem mahkeme kararıdır.
Üç yolun da erginlik doğurduğu doğrudur; ayırt edici ölçüt sorunun kökünde gizlenir. Kökte mahkeme kararına ihtiyaç duymaksızın ifadesi geçiyorsa cevap yalnızca ilk iki yoldur. Ayrıca erginlik tek başına fiil ehliyetini sağlamaz; ayırt etme gücü ve kısıtlı olmama da gerekir.
On sekiz yaşın doldurulması ve evlenme erginliği kendiliğinden doğurur; on beş yaşını dolduran küçük ise isteği ve velisinin rızasıyla mahkeme kararıyla ergin kılınır. Evlenmeyle kazanılan erginlik boşanmayla kaybedilmez.
Kavram
Fiil Ehliyetine Göre Dört Grup
Fiil ehliyeti, kişinin kendi fiilleriyle hak kazanabilme ve borç altına girebilme yeteneğidir. Üç şarta bağlıdır: ayırt etme gücü, erginlik ve kısıtlı olmama. Bu şartlara göre dört grup oluşur.
- Tam ehliyetliler: ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlı olmayanlar. Bütün işlemleri tek başına yapar.
- Tam ehliyetsizler: ayırt etme gücü bulunmayanlar, yaşları ne olursa olsun. İşlemleri kural olarak kesin hükümsüzdür ve haksız fiillerinden kural olarak sorumlu tutulmazlar; hakkaniyet gerektiriyorsa hâkim tazminata hükmedebilir.
- Sınırlı ehliyetsizler: ayırt etme gücü olan küçükler ve kısıtlılar. Borç altına giren işlemleri için yasal temsilcinin rızası gerekir; karşılıksız kazandıran işlemleri ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları tek başına kullanabilir, haksız fiillerinden sorumludur.
- Sınırlı ehliyetliler: kendisine yasal danışman atananlar ve belirli işlemler bakımından evli kişiler. Kural olarak tam ehliyetlidirler.
Adları benzeştiği için en çok karıştırılan ikili sınırlı ehliyetsiz ile sınırlı ehliyetlidir. Sınırlı ehliyetsizde kural ehliyetsizliktir, istisnaen bazı işlemler tek başına yapılabilir. Sınırlı ehliyetlide kural ehliyettir, istisnaen bazı işlemler için ek onay aranır.
Dört grup tam ehliyetli, tam ehliyetsiz, sınırlı ehliyetsiz ve sınırlı ehliyetlidir. Sınırlı ehliyetsizde kural ehliyetsizliktir ve borçlandırıcı işlem için rıza gerekir; sınırlı ehliyetlide kural ehliyettir ve yalnızca sayılan işlemler için onay aranır.
Ayrım
Velayet, Vesayet ve Kayyımlık
Ehliyeti sınırlı olan kişinin işlerini kim görecek? Cevap üç ayrı kurumdan gelir ve kapsamları birbirinden farklıdır.
Evlilik devam ettiği sürece velayet ana ve baba tarafından birlikte kullanılır; boşanma hâlinde velayet çocuğun bırakıldığı tarafa aittir. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz.
Kayyımlık, kişinin genel olarak temsili için değil, belirli bir işin görülmesi veya belirli bir malvarlığının yönetilmesi içindir; bu nedenle kapsamı dardır. Vasi kişinin genel temsilcisidir, kayyım yalnızca belirli bir iş için atanır. Yasal danışmanlık ise ayrı bir kurumdur: kişi kural olarak ehliyetlidir, yalnızca sayılan işlemlerde danışmanın görüşü aranır.
Velayet ana babaya aittir ve mahkeme kararı olmadan doğar; vesayet mahkeme kararıyla kurulur ve vasi genel temsilcidir; kayyım yalnızca belirli bir iş veya malvarlığı için atanır.
Ayrım
Hısımlık ve Derecesi
Kan hısımlığının ölçütü soybağıdır, yakınlık duygusu değil. Biri diğerinden veya ortak kökten gelen kişiler kan hısmıdır. Biri diğerinden gelenler üstsoy ve altsoy hısmıdır: çocuk, torun, ana, baba, dede. Ortak kökten gelenler yansoy hısmıdır: kardeş, amca, hala, dayı, teyze, kuzen.
Hısımlığın derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belirlenir. Buna göre çocuk birinci, torun ve kardeş ikinci, amca ve teyze üçüncü, kuzen dördüncü derece hısımdır.
Eşler arasında kan hısımlığı yoktur; çünkü ne biri diğerinden ne de ortak bir kökten gelmektedir. Eş, kayın hısmı da değildir. Kayın hısımlığı, eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları arasında, aynı tür ve derecede kurulur: kayınvalide, kayınbirader, baldız gibi. Kayın hısımlığı, kendisini doğuran evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz.
Kan hısımlığı biri diğerinden veya ortak kökten gelme ölçütüne dayanır; derece doğum sayısıyla belirlenir. Eş ne kan ne kayın hısmıdır. Kayın hısımlığı evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz.
Kısaca düşün: Kuzen neden kan hısmıdır ama eş neden değildir? Ölçütü tek cümleyle söyleyin.
Kavram
Evlenme ve Ad
Olağan evlenme yaşı on yedidir; erkek veya kadın on yedi yaşını doldurmadıkça evlenemez. On yedi yaşını doldurmuş ancak henüz ergin olmayan küçük, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez. Olağanüstü evlenme yaşı ise on altıdır ve bunun için iki şart birlikte aranır: olağanüstü bir durum ve pek önemli bir sebep. Bu izni yalnızca hâkim verebilir.
Yaş dışında iki şart daha vardır. Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez. Belirli hısımlar arasında evlenme yasaktır: üstsoy ile altsoy arasında, kardeşler arasında, amca, dayı, hala ve teyze ile yeğen arasında. Kayın hısımlığında da üstsoy ile altsoy arasındaki yasak, evliliğin sona ermesiyle kalkmaz.
Erginlik yaşı on sekizdir; evlenme yaşı bundan bağımsız olarak on yedi ve on altıdır. Üç sayıyı ayrı tutun.
Adın değiştirilmesi kural olarak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden istenir ve karar nüfus siciline kaydedilir. Ad değiştirme kişisel durumu etkilemez; kişinin soybağı ve aile ilişkileri aynı kalır. Adı haksız olarak kullanılan kişi ise buna son verilmesini, kusur varsa manevi tazminatı ve elde edilen kazancın verilmesini isteyebilir.
Olağan evlenme yaşı on yedi, olağanüstü evlenme yaşı on altıdır ve olağanüstü hâlde olağanüstü durum, pek önemli sebep ve hâkim izni aranır. Ad değiştirme haklı sebeple hâkimden istenir ve kişisel durumu değiştirmez.
Ayrım
Dernek ile Vakıf
Tüzel kişi, belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere bir araya gelmiş kişi veya mal topluluğuna hukuk düzeninin kişilik tanımasıdır. Özel hukuk tüzel kişilerinin iki temel örneği dernek ve vakıftır ve ölçüt tek cümleyle kurulur: ortada bir araya gelen kişiler mi var, yoksa bir amaca bağlanmış mallar mı?
Tanımdaki kazanç paylaşma dışında ifadesi derneği ticaret şirketlerinden ayırır; şirketlerde amaç kazanç elde edip paylaşmaktır. Dernek kurmak izne bağlı değildir; kuruluş bildiriminin yetkili makama verilmesiyle tüzel kişilik kazanılır.
Tüzel kişiler, cins, yaş ve hısımlık gibi yalnızca insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün hak ve borçlara ehildir. Fiil ehliyetlerini ise organları aracılığıyla kullanırlar.
Dernek en az yedi kişinin oluşturduğu kişi topluluğudur ve kazanç paylaşma amacı güdemez; vakıf malların bir amaca özgülenmesiyle oluşan mal topluluğudur ve mahkeme kararıyla tüzel kişilik kazanır.
Ayrım
Dürüstlük Kuralı ile İyi Niyet
Medeni Kanunun ilk maddelerindeki bu iki kavram birbirine en çok karıştırılan ikilidir. Ayrımı işlevleri üzerinden kurun.
Tek cümlede tutun: iyi niyet hakkın kazanılmasında, dürüstlük kuralı hakkın kullanılmasında devreye girer. Soru kazandı mı diye soruyorsa iyi niyeti, böyle kullanabilir mi diye soruyorsa dürüstlük kuralını düşünün.
Kendisine hiçbir yarar sağlamadığı hâlde yalnızca komşusuna zarar vermek için arazisine yüksek duvar ören kişi, mevcut mülkiyet hakkını kullanmaktadır. Ortada kazanılan bir hak yoktur; bu nedenle mesele hakkın kötüye kullanılmasıdır ve dürüst davranma kuralına dayanır.
İyi niyet sübjektiftir ve hakkın kazanılmasında rol oynar; dürüstlük kuralı objektiftir ve hakkın kullanılma biçimini denetler. Hakkın kötüye kullanılması yasağı dürüst davranma kuralının uzantısıdır.
Kavram
Borç Nereden Doğar
Kişiler arasındaki ilişkinin son halkası borçtur. Borcun üç kaynağı vardır ve bu üçlü doğrudan ölçülür: sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme.
Sözleşmede borç, tarafların istediği için doğar; ortada karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamaları vardır. Haksız fiilde borç istenmemiştir: kusurlu ve hukuka aykırı bir davranışla başkasına zarar verilmiş, kanun bu davranışa tazminat borcu bağlamıştır. Haksız fiilin unsurları fiil, hukuka aykırılık, kusur, zarar ve zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağıdır.
Sebepsiz zenginleşme en çok atlanan kaynaktır ve haksız fiille aynı kefeye konamaz. Burada hukuka aykırı bir davranış aranmaz; geçerli bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından zenginleşmiş olmak borç doğurmaya yeter. Yanlışlıkla başkasının hesabına para göndermek tipik örnektir.
Zamanaşımı bu listeye girmez. Zamanaşımı borç doğurmaz; mevcut bir alacağın dava yoluyla elde edilmesini engelleyen bir savunma imkânıdır. Hak sona ermediği için, zamanaşımına uğramış bir borç isteyerek ödenirse geri istenemez.
Borcun kaynakları sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmedir. Sebepsiz zenginleşmede hukuka aykırı davranış aranmaz. Zamanaşımı borç doğurmaz; borcu dava edilemez hâle getiren bir savunmadır.
Uygulama
Tazminat Neyi Giderir
Haksız fiilin beş ögesinden dördü sorumluluğun doğması için aranan şartlardır ve gerçekleşmiş vakıalardır: fiil işlenmiştir, hukuka aykırılık gerçekleşmiştir, kusur mevcuttur ve illiyet bağı kurulmuştur. Bunlar geriye dönüp giderilemez.
Tazminatın ölçüsü zarardır. Failin kusurunun ağırlığı miktarı etkileyebilir, ancak tazminatın konusu kusur değil zarardır. Kusur sorumluluğun şartı, tazminat ise sonucudur; bu ayrım kurulmadığında kusur cevabı çok cazip görünür.
Zarar maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Aynı fiil hem suç hem haksız fiil oluşturuyorsa ceza davası ile tazminat davası birbirinden bağımsız yürür; ceza mağdurun zararını karşılamaz, bu ancak tazminatla olur.
Haksız fiilin unsurlarından yalnızca zarar giderilebilir; tazminat zararı denkleştirmek için hükmedilir. Kusur sorumluluğun şartıdır, tazminatın konusu değildir. Ceza ile tazminat birbirinden bağımsızdır.
Ayrım
Kuruluş Sakatlığı ile İfa İhlali
Bir sözleşmeyle ilgili sorun iki farklı aşamada doğabilir ve sonuçları tamamen ayrıdır: sözleşme kurulurken mi sakatlanmıştır, yoksa geçerli kurulmuş ama ifa edilmemiş midir?
Kesin hükümsüzlükte işlem baştan itibaren geçersizdir, herkes tarafından ileri sürülebilir, hâkim kendiliğinden dikkate alır ve zamanla geçerli hâle gelmez. İptal edilebilirlikte ise işlem geçerli doğmuştur; yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle yalnızca korunan taraf işlemi ortadan kaldırabilir ve süresinde ileri sürülmezse işlem geçerli kalır.
Aynı kelime iki farklı kurumu adlandırır. Kişiler arasındaki işlemin iptal edilebilirliği bir hükümsüzlük derecesidir; idari işlemin iptali ise idari yargıda gerçekleşen bir yaptırımdır. Kontrol sorusu basittir: işlemi kim yaptı?
Kesin hükümsüzlük kuruluş anındaki sakatlıktan doğar ve herkes ileri sürebilir; bedelin ödenmemesi ise ifa aşamasına ait bir ihlaldir. İptal edilebilirlikte işlem geçerli doğmuştur ve yalnızca korunan taraf ortadan kaldırabilir.
Ayrım
Hangi Hak Devredilebilir
Haklar iki ayrı ölçütle sınıflandırılır ve bu iki ölçüt birbirinden bağımsızdır. Birincisi hakkın kime karşı ileri sürülebildiği, ikincisi devredilip devredilemediğidir.
İkinci ölçüt hakkın kişilikle bağının derecesidir. Malvarlığı hakları para ile ölçülebilir, kural olarak devredilebilir ve mirasla geçer: mülkiyet, rehin, alacak hakları. Şahıs varlığı hakları para ile ölçülemez, kişiye sıkı sıkıya bağlıdır ve devredilemez: nafaka hakkı, velayet, ad üzerindeki hak, oy hakkı.
Mutlak hak olmak devredilebilir olmak demek değildir. Mülkiyet hem mutlaktır hem devredilebilir; buna karşılık şahsiyet hakları mutlaktır ama devredilemez. İki ayrımı üst üste bindirmeyin.
Mutlak haklar herkese, nispi haklar yalnızca belirli kişiye karşı ileri sürülür. Malvarlığı hakları devredilebilir ve mirasla geçer; nafaka ve velayet gibi kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar devredilemez. İki ayrım birbirinden bağımsızdır.
Son
Zinciri Bir Arada Tut
Baştan buraya kadar tek bir zincir kurdunuz. Hukuk kuralını yaptırımı ayırdı; kurallar arasındaki sırayı hiyerarşi belirledi; bu kuralları koyan devleti anayasa kurdu; anayasa önce kişiye hak tanıdı, sonra kural koyan, uygulayan ve uyuşmazlığı çözen organları ayırdı; idare bu kararları uyguladı; memur idareyi işletti; kişiler ise kendi aralarında hak ve borç ilişkileri kurdu.
Bu dersteki hataların çoğu bilgi eksikliğinden değil, birbirine benzeyen iki şeyin ayrılmamasından doğar. En sık karışan çiftler şunlardır: Kamu Denetçiliği Kurumu ile Devlet Denetleme Kurulu, Hâkimler ve Savcılar Kurulu ile Yüksek Seçim Kurulu, Yargıtay ile Danıştay, sorumsuzluk ile dokunulmazlık, sınırlandırma ile durdurma, hiyerarşi ile vesayet, iptal davası ile tam yargı davası, iyi niyet ile dürüstlük kuralı, sınırlı ehliyetsiz ile sınırlı ehliyetli, görevden uzaklaştırma ile memurluktan çıkarma.
Bir soru önünüze geldiğinde adı hatırlamaya çalışmadan önce ölçütü sorun: bu iki şeyi ayıran tek cümle neydi? Ölçüt bulunduğunda ad kendiliğinden gelir.
Zincir şudur: yaptırım, hiyerarşi, anayasa, haklar, yasama, yürütme, yargı, idare, memur, kişi ve borç. Hataların çoğu benzer çiftlerin ayrılmamasından doğar; adı hatırlamadan önce ayıran ölçütü sorun.