KPSS Lisans GY-GK Son Tekrar
Tarih – Yolda Oku

Yolda Oku

Tarih

1 / 10Yaklaşık 10 dakika

Başlangıç

Dört soru, iki bin yıl

Türk tarihini bir isimler ve tarihler yığını olarak değil, tek bir soru kümesine verilen cevapların zinciri olarak okuyun. Her dönem şu dördünü yeniden cevaplar: Yönetme yetkisi nereden gelir? Toprak ve gelir nasıl düzenlenir? Ordu nasıl beslenir? Hukuk nereden alınır? Cevaplar değişir, sorular hiç değişmez.

İlk cevabı coğrafya verdi. Kurak, geniş ve otlağa dayalı bir arazide yaşayan topluluk hayvancılıkla geçinir, mevsimlik hareket eder ve taşınamayan şeyi üretmez. Bu tek gerçek; ekonomiyi hayvancılığa ve ticaret yollarına, orduyu hızlı süvariye, sanatı halı ile madenî eşyaya, hukuku ise kısa süreli cezalara bağladı. Konar-göçerlik başıboşluk değildir; yaylak, kışlak ve otlak sırası bellidir.

Ayırt Et

Asya Hun Devleti, Orta Asya'da bilinen ilk teşkilatlı Türk devletidir. Türk adını resmî devlet adı yapan ilk siyasi teşekkül ise 552'de kurulan Kök Türk Devleti'dir. Soru teşkilatlanmayı mı, adı mı ölçüyor — ayrım tam burada.

Akılda Kalsın

Bozkır coğrafyası ekonomiyi, orduyu, sanatı ve hukuku birlikte belirledi. İlk teşkilatlı Türk devleti Asya Hunları, Türk adını devlet adı yapan ilk devlet Kök Türklerdir.

Kavram

Kut: hem meşruiyet hem zaaf

Yönetme yetkisinin Gök Tengri tarafından hükümdara ve mensup olduğu hanedana verildiğine inanılırdı; bu yetkiye kut denir. Kağan tanrı sayılmaz, görevini Tanrı'dan aldığına inanılan bir yöneticidir.

Kutun bir yüzü güç verir: hükümdarın emri ilahi bir kaynağa dayanır. Öteki yüzü ise devleti içeriden çatlatır. Kut kan yoluyla hanedanın bütün erkek üyelerine geçtiği için kesin bir veraset kuralı oluşmadı; her hükümdar ölümü yeni bir taht mücadelesi riski doğurdu. Türk devletlerinin sık bölünmesinin başlıca iç sebebi budur ve bu sorun altı yüzyıl sonra Osmanlı'da kardeş katliyle çözülmeye çalışılacaktır.

Kut siyasi yetki, yani iktidar.
Küç ve ülüş küç askerî güç, ülüş ekonomik paydır.
Akılda Kalsın

Kut yönetir, küç savaşır, ülüş paylaştırır. Soru hangi fiili tarif ediyorsa cevap o kavramdır.

Akılda Kalsın

Kut, Tanrı'dan gelen yönetme yetkisidir; hanedanın bütün erkeklerine geçtiği için kesin veraset kuralı doğmamış ve taht kavgalarına zemin hazırlamıştır. Küç askerî güç, ülüş ekonomik paydır.

Kavram

Töre, kurultay ve ikili teşkilat

Yazılı kanunu olmayan bir toplumda hukuk töre ile işler. Töre örf, gelenek, kurultay kararı ve kağanın emrinden beslenir; ihtiyaca göre değişebilir ama dört ilkesi korunur: könilik (adalet), tüzlük (eşitlik), uzluk (iyilik), kişilik (insanlık).

Bunun siyasi sonucu önemlidir: töre esnektir ama keyfî değildir ve kağan da töreye tabidir. Töreden ayrılan, adaletten sapan veya milleti yoksullaştıran hükümdarın kutu kaybettiği düşünülür. Devlet ve toplum işleri kurultayda görüşülür; kağan seçimi ile töre değişikliğinde kurultayın ağırlığı belirgindir. Boy beyinin kurultaya gelmemesi, kağanı tanımadığının siyasi işareti sayılırdı.

Ayırt Et

İkili teşkilat, devleti ikiye bölmek değildir. Tek devletin doğu ve batı kanatlarından yönetilmesidir; doğu üstündür, batıyı çoğunlukla yabgu unvanlı bir hanedan üyesi yönetir ve dış siyasette doğuya bağlıdır. Bölünme, bu sistemin bozulmasıyla ortaya çıkan sonuçtur.

Akılda Kalsın

Töre yazısız hukuktur, değişebilir ama kağanı da bağlar; kurultay kağan seçimi ve töre değişikliğinde etkilidir. İkili teşkilat bölünme değil, tek devletin iki kanattan yönetilmesidir.

Bağlantı

Hunlardan Uygurlara: zincir tamamlanıyor

Mete Han, dağınık boyları tek yönetim altında toplayarak Orta Asya'da Türk siyasi birliğini ilk kez kurdu ve orduyu onlu sisteme göre düzenledi. Tunguzlara atını verip toprağını vermemesi, ülkenin hükümdarın kişisel malı sayılmadığı anlayışının klasik örneğidir. Çin'i yenmesine rağmen oraya yerleşmemesi askerî değil kültürel bir tercihti: kimliğin kalabalık nüfus içinde erimesinden çekindi.

  1. Kuzey Hunlarının batıya ilerlemesi 375 Kavimler Göçü'nü tetikledi; Roma 395'te ikiye ayrıldı, Batı Roma 476'da yıkıldı.
  2. Kök Türkler Türk adını devlet adı yaptı ve dış siyasetini tek hedefe kilitledi: İpek Yolu'nun denetimi. Bu yüzden müttefikleri sürekli değişti, amaçları hiç değişmedi.
  3. II. Kök Türk Devleti'nin bıraktığı Orhun Yazıtları, kağan ile halkın karşılıklı sorumluluğunu anlatan ilk büyük siyasi metinlerdir.
  4. Uygurlar yerleşik hayata geçti; şehir, tapınak, duvar resmi ve kitap üretiminde yükseldi, ama bozkırdaki askerî üstünlüğünü kaybetti.
Bağlantıyı Kur

Uygurlarda ortaya çıkan gerilim tarih boyunca tekrarlanacaktır: yerleşiklik zenginleştirir, ama hareket kabiliyetini azaltır. Aynı gerilimi Osmanlı'nın timar düzeni çözülürken yeniden göreceksiniz.

Akılda Kalsın

Mete siyasi birliği kurdu ve vatanı hükümdarın malı saymadı; 375 Kavimler Göçü Roma'yı çökertti; Kök Türkler Türk adını devlete verdi; Uygurlar yerleşince zenginleşti ama askerî gücünü yitirdi.

Kısaca düşün: Bir devletin zenginleşmesi neden aynı anda onu savunmasız bırakabilir?

Bağlantı

Talas: iki dünya taraf değiştiriyor

751'de Talas'ta Abbasi ordusuyla Çin ordusu karşılaştı ve Karluklar Abbasilerin yanında yer aldı. Sonuç yalnızca bir savaşın kazanılması değildi: Çin'in Orta Asya üzerindeki baskısı kırıldı, Türkler ile Müslümanlar arasında çatışma yerini yakınlaşmaya bıraktı ve kâğıt üretim tekniği Semerkant üzerinden batıya taşındı.

Emeviler döneminde ağır basan çatışma, Abbasiler döneminde iş birliğine dönüştü. Bu dönüşüm Türk tarihinin ikinci büyük katmanını açar: bozkırın kurumları ortadan kalkmaz, İslam kurumlarının kalıbına girerek dönüşür. Kurultay divana, kut Allah'ın verdiği sorumluluğa, ordu-millet ise ikta askerine evrilir.

Ayırt Et

Üç ayrı “ilk” birbirine karıştırılır. İslamiyet'i kabul eden ilk Türk boyu Karluklardır. Orta Asya'daki ilk Türk-İslam devleti Karahanlılar, Avrupa'daki ilk Türk-İslam devleti ise İdil Bulgarlarıdır. Ölçüt tektir: boy mu, hangi kıtadaki devlet mi soruluyor?

Akılda Kalsın

751 Talas'ta Karluklar Abbasilerin yanında yer aldı; Çin baskısı kırıldı ve kâğıt batıya geçti. İlk Müslüman Türk boyu Karluklar, Orta Asya'daki ilk Türk-İslam devleti Karahanlılar, Avrupa'daki ise İdil Bulgarlarıdır.

Ayrım

Karahanlı ve Gazneli: iki ayrı tercih

Aynı yüzyılda kurulan iki Türk-İslam devleti, dil ve kültür konusunda birbirinin tersi yolu tuttu; sorular bu ayrımı doğrudan kullanır.

Karahanlılar Türkçeyi resmî dil ve edebiyat dili olarak kullandılar. Kutadgu Bilig, Divanü Lügati't-Türk, Atabetü'l-Hakayık ve Divan-ı Hikmet bu çevrenin eserleridir.
Gazneliler Farsçayı ve İran kültürünü öne çıkardılar. Gazneli Mahmud'un çevresinde Biruni ile Firdevsi yer aldı; devletin ağırlık merkezi Hindistan seferleriydi.
Ayırt Et

Satuk Buğra Han Karahanlıların kurucusu değil, İslamiyet'i kabul eden ilk Karahanlı hükümdarıdır. Seçenek “kurucu” diyorsa yanlıştır; soru kuruluşu mu İslamlaşmayı mı ölçüyor, önce onu belirleyin.

Akılda Kalsın

Bir bilgiyi öğrenirken devletiyle birlikte kodlayın: Karahanlı–Türkçe, Gazneli–Hindistan ve Farsça, Büyük Selçuklu–Malazgirt ve Nizamiye.

Akılda Kalsın

Karahanlılar Türkçeyi öne çıkardı ve dört temel eser bu çevrede yazıldı; Gazneliler Farsçayı ve Hindistan seferlerini öne aldı. Satuk Buğra Han kurucu değil, İslamiyet'i kabul eden ilk Karahanlı hükümdarıdır.

Kavram

İkta: toprağın geliri, mülkü değil

Büyük Selçuklularda Nizamülmülk'ün yaygınlaştırdığı ikta, dersin en uzun ömürlü kurumudur. Devlet, belirli bir toprağın vergi gelirini hizmet karşılığında bir görevliye bırakır; görevli bu gelirle hem geçinir hem asker besler.

Kritik nokta şudur: tahsis edilen mülkiyet değil, gelirdir. Toprağın mülkiyeti devlette kalır. İkta sahibi toprağı satamaz, miras bırakamaz, vakfedemez ve toprağını işleyen köylüyü keyfî olarak çıkaramaz. Sistem devlete üç şeyi birden sağlar: hazineden para çıkmadan asker, düzenli vergi ve sürekli ekilen toprak.

Bağlantıyı Kur

İkta, Osmanlı'da timar adıyla ve çok daha ayrıntılı biçimde karşınıza çıkacak. Timarın XVI. yüzyıl sonunda çözülmesi ise imparatorluğun maliyesini, ordusunu ve köylüsünü aynı anda sarsacaktır.

Ayırt Et

Aynı dönemin divanlarını işleviyle ayırın: inşa/tuğra yazışma, istifa maliye, işraf denetim, arz ordu işlerine bakar. Kadılkudat sivil kadı teşkilatının başıdır, kadıleşker ise ordunun hukuk işlerini görür.

Akılda Kalsın

İktada mülkiyet devlette kalır, görevliye yalnızca vergi geliri bırakılır; karşılığında asker beslenir. İkta satılamaz, miras bırakılamaz, köylü çıkarılamaz. Timarın atasıdır.

Süreç

Malazgirt'ten Kösedağ'a: Anadolu yurt oluyor

1071'de Alp Arslan'ın Malazgirt'te Bizans'ı yenmesi, Anadolu'ya yönelen göç ve fetih sürecini kalıcı biçimde hızlandırdı. Bizans'ın Batı'dan yardım istemesi ise Haçlı Seferlerinin kapısını araladı — yani bir Türk zaferi, Avrupa'yı iki yüzyıl boyunca doğuya yürütecek hareketi başlattı.

  1. 1077'de Kutalmışoğlu Süleyman Şah İznik merkezli Türkiye Selçuklu Devleti'ni kurdu; 1097'de Birinci Haçlı Seferi'nde İznik kaybedilince başkent Konya'ya taşındı.
  2. 1176 Miryokefalon, Anadolu'daki Türk varlığının artık geri döndürülemez olduğunu gösterdi.
  3. 1243 Kösedağ'da Moğollara yenilen devlet Moğol vesayetine girdi; Türkmenler batı uçlarına göç etti ve İkinci Türk Beylikleri kuruldu.
Ayırt Et

Malazgirt Anadolu'ya girişi, Miryokefalon Anadolu'da kalıcılığı simgeler. Ayrıca 1048 Pasinler ilk büyük karşılaşmadır, 1071 ise sonucu kalıcı olan zaferdir. Kösedağ da devletin yıkılışı değildir; Türkiye Selçuklu 1308'e kadar sürmüştür.

Bağlantıyı Kur

Kösedağ'ın Türkmenleri batıya sürmesi, bir sonraki bölümün başlangıç şartıdır: Osmanlı Beyliği tam olarak bu göç dalgasının oluşturduğu uç ortamında doğacaktır.

Akılda Kalsın

1071 Malazgirt Anadolu'ya girişi, 1176 Miryokefalon kalıcılığı sağladı. 1243 Kösedağ devleti yıkmadı ama Moğol vesayetine soktu ve Türkmenleri batı uçlarına göç ettirerek Osmanlı'nın doğduğu ortamı hazırladı.

Süreç

Uç beyliğinden devlete

Kösedağ sonrasında batı uçlarına yığılan Türkmen nüfusu, Bizans sınırında çok sayıda küçük beylik doğurdu. Osmanlı'yı diğerlerinden ayıran şey coğrafi konumu ve fethettiği yeri elde tutma yöntemi oldu.

İskân fethedilen bölgeye Anadolu'dan nüfus yerleştirmektir; hedef, toprağın kalıcı olarak Türkleşmesidir.
İstimâlet o bölgede zaten yaşayan halkı hoşgörüyle yönetime ısındırmaktır; hedef, direnci vergiye ve sadakate çevirmektir.

Bu ikisi birlikte işledi. Bursa 1326'da alınıp başkent oldu; İznik ve İzmit izledi. Karesioğulları, Osmanlı'ya katılan ilk beyliktir ve donanmasıyla Rumeli'ye geçişi kolaylaştırdı. Edirne'nin alınmasıyla devletin ağırlık merkezi Balkanlara kaydı; Yeniçeri ve Acemi ocaklarının temelleri, kazaskerlik ile defterdarlık I. Murad döneminde belirginleşti.

Akılda Kalsın

Fethin kalıcılığı yalnızca orduyla açıklanmaz. Millet sistemi, istimâlet ve dervişlerin öncülüğü, alınan toprağın elde tutulmasını sağlayan asıl mekanizmadır.

Akılda Kalsın

İskân gelen nüfusu yerleştirir, istimâlet bulunan halkı yönetime ısındırır; ikisi birlikte fethi kalıcı kıldı. Karesioğulları Osmanlı'ya katılan ilk beyliktir ve Rumeli'ye geçişi kolaylaştırdı.

Süreç

Ankara'dan İstanbul'a: çöküş ve dönüş

1402 Ankara Muharebesi'nde Timur'a yenilen Osmanlı, Anadolu birliğini kaybetti ve 1402–1413 arasında Fetret Devri'ne girdi. Devlet Anadolu'da dağılırken Rumeli'nin büyük ölçüde elde kalması tesadüf değildir: istimâlet politikası orada bir sadakat zemini kurmuştu.

Birliği yeniden kuran Çelebi Mehmed bu yüzden “ikinci kurucu” sayılır. II. Murad döneminde Varna ve İkinci Kosova ile Balkanlardaki üstünlük pekişti; aynı dönemde Enderun'un çekirdeği oluştu ve 1446 Buçuktepe ile ilk büyük yeniçeri ayaklanması yaşandı.

1453'te İstanbul'un fethiyle devlet imparatorluğa dönüştü: Ortodoks Patrikhanesi yeniden düzenlendi, Sahn-ı Seman açıldı ve kanunname düzeni kuruldu. Amasra Cenevizlilerden, Sinop Candaroğullarından, Trabzon Rum İmparatorluğu'ndan alınarak Karadeniz kıyısı tamamlandı.

Ayırt Et

Fethin Coğrafi Keşifleri veya Rönesans'ı tek başına başlattığını söyleyen ifadeler eksiktir. Her iki süreçte de ekonomik, teknolojik ve siyasi etkenler birlikte rol oynamıştır; tek nedenli açıklamalar bu yüzden elenir.

Akılda Kalsın

1402 Ankara yenilgisi Fetret Devri'ni açtı ama istimâlet sayesinde Rumeli korundu; Çelebi Mehmed birliği yeniden kurdu. 1453 fethi devleti imparatorluğa çevirdi, ancak keşiflerin tek nedeni değildir.

Ayrım

Doğu ve batı: Çaldıran'dan Zigetvar'a

XVI. yüzyılda Osmanlı iki yönde birden büyüdü ve bu dönemin savaşları sorularda birbirine en çok karıştırılan kalemlerdir. Her savaşı kim, kime, hangi sonuçla üçlüsüyle kodlayın.

  1. 1514 Çaldıran'da Safeviler yenildi; 1515 Turnadağ ile Dulkadiroğulları Beyliği'ne son verilerek Anadolu Türk siyasi birliği tamamlandı.
  2. 1516 Mercidâbık ile Suriye ve Filistin yolu açıldı; 1517 Ridâniye ile Memlük Devleti sona erdi ve kutsal toprakların koruyuculuğu Osmanlı'ya geçti.
  3. Kanuni döneminde Belgrad, Rodos, 1526 Mohaç, 1529 Viyana kuşatması, Bağdat ve 1538 Preveze ile hâkimiyet üç kıtaya yayıldı.
Ayırt Et

Mercidâbık bir yol açtı, Ridâniye bir devleti bitirdi. Aynı ölçütü denizde de kullanın: 1538 Preveze kazanılan ve üstünlük kuran savaş, 1571 İnebahtı ise ağır kayıp verilen savaştır — buna rağmen 1571'de Kıbrıs fethedilmiş ve 1573 barışıyla adada kalınmıştır.

Akılda Kalsın

Bir savaşın kaybedilmesi devletin yıkılması demek değildir. 1473 Otlukbeli Akkoyunluları yıkmadı; onlara 1501'de Safeviler son verdi.

Akılda Kalsın

1514 Çaldıran Safevi, 1515 Turnadağ Dulkadiroğlu, 1516 Mercidâbık Suriye yolu, 1517 Ridâniye Memlük Devleti'nin sonudur. Denizde 1538 Preveze kazanıldı, 1571 İnebahtı kaybedildi ama Kıbrıs elde kaldı.

Kısaca düşün: Bir devlet aynı yüzyılda hem doğuda hem batıda savaşırken hangi kaynak sınırına önce çarpar?

Kavram

Divan: devlet nasıl karar verirdi

Klasik Osmanlı düzeninde devlet işleri Divan-ı Hümayunda görüşülürdü. Divan hem bir bakanlar kurulu hem bir yüksek mahkemedir; herkes davasını buraya getirebilirdi. Kararı padişah onaylardı, yani divan danışma organıdır, egemenliğin sahibi değildir.

Asli üyeleri şunlardır: sadrazam, kazasker, defterdar, nişancı ve kaptanıderya. Bürokrasi üç kola ayrılır. Seyfiye yönetim ve askerlik (sadrazam, vezirler, kaptanıderya, yeniçeri ağası), kalemiye maliye ve yazışma (defterdar, nişancı, reisülküttap), ilmiye ise ilim, hukuk ve eğitimdir (şeyhülislam, kazasker, kadılar, müderrisler).

Ayırt Et

Şeyhülislam divanın asli üyesi değildir; görevi fetva vermektir. Kazasker ise asli üyedir ve adalet ile medrese işlerine bakar. Aynı biçimde nişancı ferman ile beratlara tuğra çeker, defterdar maliyeyi yürütür — yetkileri birbirine karıştırılmamalıdır.

Akılda Kalsın

Divan-ı Hümayun'un asli üyeleri sadrazam, kazasker, defterdar, nişancı ve kaptanıderyadır; şeyhülislam asli üye değildir, fetva verir. Bürokrasi seyfiye, kalemiye ve ilmiye olarak üçe ayrılır.

Kavram

Toprak: kim neyi kullanır

Osmanlı toprak düzenini anlamanın anahtarı tek bir sorudur: bu toprağın geliri kime gidiyor? Mülkiyet neredeyse her zaman devlettedir; değişen, gelirin yönüdür.

  1. Mülk arazi: mülkiyeti kişiye aittir, satılabilir ve miras bırakılabilir.
  2. Vakıf arazi: geliri cami, medrese, imaret gibi hayır kurumlarına ayrılmıştır.
  3. Miri arazi: mülkiyeti devlete aittir ve gelirin yönüne göre alt türlere ayrılır.

Miri arazinin alt türleri gelirin adresiyle tanımlanır. Mukataanın geliri doğrudan hazineye gider, ocaklık kale muhafızları ve tersanecilere, yurtluk sınır boyunda oturanlara, paşmaklık padişahın annesi ve kızlarına ayrılır. Dirlik ise hizmet karşılığında görevliye bırakılan gelirdir ve büyüklüğüne göre üçe ayrılır: has yüz bin akçenin üzerinde, zeamet yirmi bin ile yüz bin arasında, timar üç bin ile yirmi bin akçe arasındadır.

Akılda Kalsın

Miri arazide mülkiyet devletindir; alt türler gelirin adresine göre ayrılır. Mukataa hazineye, ocaklık kale ve tersaneye, yurtluk sınır halkına, paşmaklık hanedan kadınlarına gider. Dirlik has, zeamet ve timar olarak üçe ayrılır.

Kavram

Timar denklemi

Timar, dersin en çok ölçülen kurumudur ve tek bir denklemle özetlenir: devlet toprağın vergi gelirini sipahiye verir; sipahi bu gelirle hem geçinir hem cebelü denilen askerleri besler; askerler sefere gelir ve toprak ekili kalır.

Denklemin devlete kazandırdığı beş şey vardır: vergiler düzenli toplanır, bölgenin güvenliği sağlanır, hazineden para çıkmadan asker yetiştirilir, toprak sürekli işlendiği için üretim kesilmez ve ülke imar edilir. Sipahi topraktan çıkan gelirin sahibi değil, o gelirin karşılığında hizmet yükümlüsüdür.

Akılda Kalsın

Denklemin üç ayağı birbirine bağlıdır: gelir kesilirse asker gelmez, asker gelmezse güvenlik biter, güvenlik biterse köylü toprağı bırakır. Bir ayak kırıldığında diğer ikisi de çöker.

Bağlantıyı Kur

Bu yüzden timarın çözülüşü yalnızca bir askerî mesele değildir. Maliyeyi, tarımı, taşra güvenliğini ve toplumsal düzeni aynı anda sarsacak; XVII. yüzyılın bütün iç sorunları bu tek denklemden çıkacaktır.

Akılda Kalsın

Timarda devlet toprağın gelirini sipahiye verir, sipahi bu gelirle asker besler, asker sefere gider ve toprak ekili kalır. Vergi, güvenlik, ordu ve üretim aynı denkleme bağlıdır; bir ayak kırılınca hepsi çöker.

Ayrım

Ordu: iki maaş, iki mantık

Osmanlı ordusu tek bir yapı değil, farklı kaynaklardan beslenen bir bileşimdir. Bu bileşimi bilmek, çözülme döneminde neden ordunun bir bölümünün bozulup diğerinin ayakta kaldığını da açıklar.

Kapıkulu merkez hazinesinden üç ayda bir ulûfe alan sürekli askerdir; hükümdar değişiminde ayrıca cülus bahşişi alır. Kaynağı devşirmedir ve İstanbul'da bulunur.
Timarlı sipahi kendisine tahsis edilen toprağın vergi geliriyle donanır, hazineden maaş almaz. Ordunun en kalabalık birliğidir ve sancak beyiyle sefere katılır.

Asker kaynağı iki aşamada gelişti. Pençik savaş esirlerinin bir bölümünün askere alınmasıdır; devşirme ise gayrimüslim tebaadan çocukların toplanıp yetiştirilmesidir. Kaynağı esir mi, tebaa mı — ayrım budur. Yeniçeri Ocağı 1826'da Vaka-i Hayriye ile kaldırılacaktır.

Akılda Kalsın

Üç terimi ayrı tutun: ulûfe kapıkulunun üç aylık maaşı, cülus hükümdar değişiminde verilen bahşiş, dirlik ise timarlı sipahinin gelir kaynağıdır.

Akılda Kalsın

Kapıkulu hazineden ulûfe ve cülus alır, timarlı sipahi ise toprağın geliriyle donanır ve ordunun en kalabalık birliğidir. Pençik esirden, devşirme tebaadan asker sağlar.

Kavram

Vergi ve hukuk: bir ikilik düzeni

Osmanlı maliyesinde vergiler mükellefin durumuna göre ayrılır ve sorular tam olarak bu ayrımı ölçer. Her vergide tek soru sorun: bunu kim öder?

Müslümanlardan öşür üründen alınan vergidir, çift resmi ise Müslüman köylünün toprak vergisidir.
Gayrimüslimlerden haraç topraktan, cizye erkeklerden alınan baş vergisidir, ispençe ise gayrimüslim köylünün toprak vergisidir.

Bunların dışında avarız olağanüstü durumlarda toplanır ve savaş dönemlerinde sıklaşması mali sıkışmanın göstergesidir; ağnam ise hayvan vergisidir. Hukuk da benzer bir ikilik taşır: şer'i hukuk Kur'an, sünnet, icma ve kıyasa dayanır; örfi hukuk ise eski töreden gelen ve padişah kanunnameleriyle düzenlenen alandır.

Ayırt Et

Şer'i mahkemeler, cemaat mahkemeleri ve konsolosluk mahkemelerinin bir arada bulunması, hukuk birliğinin olmadığını gösterir. Millet sistemi sınırsız bir eşitlik değil, farklı toplulukları kendi iç düzenleriyle devlete bağlama yöntemidir.

Akılda Kalsın

Öşür ve çift resmi Müslümanlardan; haraç, cizye ve ispençe gayrimüslimlerden alınır. Avarız olağanüstüdür. Şer'i ve örfi hukuk yan yana yürür, millet sistemi nedeniyle hukuk birliği yoktur.

Kısaca düşün: Aynı ülkede birden çok mahkeme düzeninin bulunması yönetimi neden hem kolaylaştırır hem zorlaştırır?

Bağlantı

Denklem kırılıyor: gümüşten celâliye

Coğrafi Keşiflerle Amerika gümüşü Avrupa'ya, oradan Osmanlı piyasasına aktı. Para bollaşınca fiyatlar yükseldi ve akçe değer kaybetti. Timar geliri sabit akçe üzerinden yazılıydı; sipahinin eline geçen para aynı askeri donatmaya yetmez oldu.

  1. Sipahi asker besleyemedi, timarlar boşaldı ve devlet daha çok maaşlı asker tutmak zorunda kaldı; hazine daraldı.
  2. Nakde hızla ulaşmak için vergi toplama hakkı açık artırmayla satıldı; iltizam yaygınlaştı, ardından gelir kaynakları ömür boyu tahsis edilen malikâne usulüne geçildi.
  3. Mültezimin baskısı altında ezilen köylü toprağı bıraktı; üretim ve vergi daha da azaldı.
  4. Fetihlerin durması, hızlı nüfus artışı ve uzun kuraklık eklenince topraksız kalabalıklar Celâli İsyanlarına katıldı.
Ayırt Et

Üçü de miri arazinin gelirini kullandırır ama mantıkları farklıdır. Timarın karşılığı askerdir; iltizamda mültezim peşin para öder ve topladığını kendine alır; malikânede gelir kişiye hayat boyu verilir. Ölçüt: karşılığında asker mi geliyor, peşin para mı?

Akılda Kalsın

Amerika gümüşü fiyatları yükseltti, akçe değer kaybetti, timar geliri asker beslemeye yetmedi. Devlet iltizam ve malikâneye yöneldi, köylü baskı altında toprağı bıraktı ve Celâli İsyanları büyüdü.

Ayrım

Geri çekiliş: dört tarih, dört eşik

XVII. yüzyıl bir toprak kaybı yüzyılı değildir; kayda değer kazanç da olmamıştır ve dönemin adı buradan gelir. Asıl kırılma, dört antlaşmanın işaretlediği dört ayrı eşiktir.

  1. 1606 Zitvatorok: Avusturya karşısındaki siyasi üstünlük sona erdi.
  2. 1612 Nasuh Paşa: doğuda ilk kez toprak kaybedildi. 1639 Kasr-ı Şirin ile bugünkü Türkiye-İran sınırı çizildi.
  3. 1672 Bucaş: batıda ulaşılan en geniş sınır.
  4. 1699 Karlofça: batıda ilk kez toprak kaybedildi. 1683 II. Viyana bozgunu Avrupa'da Kutsal İttifak'ı doğurmuştu.

XVIII. yüzyılda en çok savaşılan devlet Rusya oldu. 1739 Belgrad son kazançlı antlaşmadır; 1740'ta Fransızlara verilen kapitülasyonlar sürekli hâle getirildi. 1774 Küçük Kaynarca ile Karadeniz Türk gölü olma özelliğini yitirdi, 1792 Yaş ile Kırım Rusya'ya bağlandı.

Ayırt Et

Küçük Kaynarca'nın asıl önemi toprakta değil, Rusya'ya tanınan Ortodoksları koruma hakkındadır. Bu madde, Rusya'nın Osmanlı iç işlerine sürekli müdahale etmesinin hukuki dayanağı oldu. Bu antlaşma sorulduğunda cevabı toprakta değil, müdahale hakkında arayın.

Akılda Kalsın

1606 siyasi üstünlüğün sonu, 1612 doğuda ilk toprak kaybı, 1672 batıda en geniş sınır, 1699 Karlofça batıda ilk toprak kaybıdır. 1774 Küçük Kaynarca'nın önemi toprak değil, Rusya'ya verilen koruma hakkıdır.

Ayrım

Geriye bakmaktan Batı'ya bakmaya

İki yüzyılın ıslahatları tek bir ölçütle ayrılır: örnek alınan model. XVII. yüzyılda çözüm eski düzene dönmekte arandı; XVIII. yüzyılda Avrupa örnek alındı.

XVII. yüzyıl Şiddet ve baskıya dayanır, askerî ve mali alanla sınırlıdır, kişiye bağlıdır ve süreklilik göstermez. Lütfi Paşa, Gelibolulu Mustafa Âli ve Koçi Bey'in layihaları çözümü Klasik Dönem uygulamalarına dönmekte görür.
XVIII. yüzyıl 1718 Pasarofça'dan sonra Avrupa'nın teknik üstünlüğü kabul edilir ve Batı tarzı ilk ıslahatlar yapılır.

Lale Devri (1718–1730) bu dönüşün ilk evresidir: 1727'de İbrahim Müteferrika'nın çabasıyla ilk sivil matbaa açıldı ve basılan ilk eser Vankulu Lügati oldu; çiçek aşısı uygulandı, ilk itfaiye bölüğü kuruldu, Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi Paris'e gönderildi ve Paris Sefaretnamesini yazdı. Dönem Patrona Halil İsyanı ile sona erdi.

Akılda Kalsın

Bir düzenlemenin hangi yüzyıla ait olduğunu anlamak için tek soru yeter: geriye mi bakıyor, Batı'ya mı?

Akılda Kalsın

XVII. yüzyıl ıslahatları Klasik Dönem'e dönmeyi hedefler, Batı örnek alınmaz. XVIII. yüzyılda Pasarofça'dan sonra Avrupa örnek alınır; Lale Devri matbaa, çiçek aşısı ve sefaretname ile bu dönüşün ilk evresidir.

Kavram

Ordu yenilenmeden devlet yenilenmiyor

XVIII. yüzyıl ıslahatçıları aynı sonuca vardı: savaş meydanındaki fark bir cesaret meselesi değil, bir teknik ve eğitim meselesidir. Bu yüzden ilk Batı tarzı kurumlar okul oldu.

I. Mahmud döneminde Mühendishane-i Berri Hümayun, yani Kara Mühendishanesi açıldı; medreselerin yanında pozitif bilim okutan ilk teknik okuldur ve Humbaracı Ahmed Paşa bu dönemin adıdır. III. Mustafa döneminde Baron de Tott'un katkısıyla Mühendishane-i Bahri Hümayun, yani Deniz Mühendishanesi kuruldu. I. Abdülhamid sürat topçularını ve İstihkâm Okulu'nu ekledi.

III. Selim ise dağınık girişimleri bir programa dönüştürdü. Nizam-ı Cedid adıyla Avrupa tarzında eğitilen yeni bir ordu kurdu; masrafını karşılamak için İrad-ı Cedid hazinesini oluşturdu ve Avrupa başkentlerinde daimî elçilikler açtı. 1807 Kabakçı Mustafa İsyanı onu tahttan indirdi.

Ayırt Et

Berri kara, bahri deniz demektir. Kara Mühendishanesi I. Mahmud, Deniz Mühendishanesi III. Mustafa dönemindedir. Daimî elçilikler ise III. Selim döneminde açılmıştır; Lale Devri'ndekiler geçici elçiliklerdi.

Akılda Kalsın

I. Mahmud Kara, III. Mustafa Deniz Mühendishanesini açtı. III. Selim Nizam-ı Cedid ordusunu, İrad-ı Cedid hazinesini ve daimî elçilikleri kurdu; 1807 Kabakçı Mustafa İsyanı ile tahttan indirildi.

Bağlantı

Milliyetçilik sınırdan içeri giriyor

Fransız Devrimi egemenliği hükümdardan alıp millete verdi ve yanında bir fikir daha yaydı: her millet kendi devletini kurmalıdır. Çok uluslu bir imparatorluk için bu fikir bir orduya bedeldi.

  1. 1804: Milliyetçilik etkisiyle ilk ayaklanan topluluk Sırplar oldu.
  2. 1812 Bükreş: Sırplara bazı ayrıcalıklar tanındı; Osmanlı ilk kez gayrimüslim bir azınlığa siyasi ayrıcalık verdi.
  3. 1820–1829: Yunan isyanı sürdü ve 1829 Edirne Antlaşması ile Yunanlılar ayaklanarak bağımsızlığını kazanan ilk topluluk oldu.
Ayırt Et

İlk ayaklanan Sırplar, ilk bağımsız olan Yunanlılardır. Bu iki ifade farklı toplulukları gösterir ve düzenli olarak karıştırılır. Soru ayaklanmayı mı, bağımsızlığı mı ölçüyor — önce onu işaretleyin.

Bağlantıyı Kur

Bu dalga bir kez başladığında durmadı. Berlin Antlaşması'ndan I. Dünya Savaşı'na uzanan dağılmanın motoru, buradaki tek fikirdir.

Akılda Kalsın

Fransız Devrimi'nin yaydığı milliyetçilik imparatorluğu içeriden çözdü. İlk ayaklanan Sırplardır (1804), 1812 Bükreş ile ilk siyasi ayrıcalık verildi; ayaklanarak ilk bağımsız olan Yunanlılardır (1829 Edirne).

Kavram

Sened-i İttifak: âyanlar masaya oturuyor

XVIII. yüzyıldan itibaren taşrada güçlenen âyanlar, halk tarafından seçilip padişah beratıyla meşrulaşan yerel güç odaklarıydı. Merkezî otorite zayıfladıkça devlet içinde devlete dönüştüler.

Kendisi de bir âyan olan Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa, âyanları İstanbul'da topladı ve 1808'de II. Mahmud ile aralarında Sened-i İttifak imzalandı. Padişah âyanların varlığını ve haklarını tanıyacak; âyanlar da bölgelerinde asker ve vergi toplanmasına yardım edecek, İstanbul'da çıkacak ayaklanmaları bastıracaktı.

  1. Belge, devletin hiçbir resmî sıfatı olmayan âyanlara söz geçiremeyecek kadar zayıfladığını gösterir.
  2. Uygulanamamış olsa da toprak ağalığının resmen tanınması anlamına gelir.
  3. Padişahın egemenlik haklarını kısıtlayan ilk belgedir; bu yönüyle demokratikleşme yolunda ilk adım sayılır.
Ayırt Et

Belgeleri niteliklerine göre etiketleyin: Sened-i İttifak sözleşmedir, Tanzimat ve Islahat fermandır, Kanun-i Esasi anayasa, Mecelle ise bir kanun derlemesidir. Soru hangi hukuki türü tarif ediyorsa cevap odur.

Akılda Kalsın

1808 Sened-i İttifak, padişah ile âyanlar arasında imzalanan bir sözleşmedir. Merkezî otoritenin zayıflığını gösterir ve padişahın egemenlik haklarını sınırlayan ilk belgedir.

Süreç

İç sorun dış soruna dönüşüyor

1830'da Fransa'nın Cezayir'i işgaliyle Kuzey Afrika'da ilk toprak kaybı yaşandı. Aynı yıllarda Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın ayaklanması, devletin kendi iç meselesini bile Avrupa yardımı olmadan çözemediğini gösterdi.

  1. 1833 Kütahya: Osmanlı yardım istemek zorunda kaldı ve Mısır meselesi iç sorun olmaktan çıkıp dış soruna dönüştü.
  2. 1833 Hünkâr İskelesi: Boğazlar sorunu doğdu. Bu, Osmanlı'nın Boğazlarla ilgili egemen bir devlet olarak imzaladığı son antlaşmadır.
  3. 1839 Nizip yenilgisinin ardından 1840 Londra Konferansı Mısır meselesini kesin olarak çözdü.
  4. 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi: Boğazlar ilk kez uluslararası bir statü kazandı ve karar tek başına Osmanlı'nın olmaktan çıktı.
Akılda Kalsın

Boğazlar zincirinin üç halkası vardır: 1833 Hünkâr İskelesi egemen devlet olarak son imza, 1841 Londra uluslararası statü, 1936 Montrö ise egemenliğin geri alınışıdır. Bu üç tarih, kaybedilen bir hakkın yüz yıl sonra nasıl geri kazanıldığının hikâyesidir.

Akılda Kalsın

1830 Cezayir Kuzey Afrika'da ilk kayıptır. Mısır Sorunu 1833 Kütahya ile dış soruna dönüştü; 1833 Hünkâr İskelesi Boğazlarla ilgili egemen devlet olarak son imza, 1841 Londra ise Boğazlara uluslararası statü getirdi.

Süreç

II. Mahmud: kurumu değiştirmek

Önceki ıslahatlar yeni kurumları eskilerin yanına ekliyordu. II. Mahmud ise eskisini kaldırıp yerine yenisini koydu; bu yüzden dönemi bir yenilik listesi değil, bir yapı değişikliğidir.

  1. Askerî: 1826'da Yeniçeri Ocağı kaldırıldı (Vaka-i Hayriye) ve yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye kuruldu; Harp Okulu açıldı.
  2. İdari: Divan teşkilatı kaldırılıp nazırlıklar kuruldu ve Heyet-i Vükela oluşturuldu; dirlik sistemi kaldırılarak memurlara maaş bağlandı; müsadere kaldırılarak özel mülkiyet ve miras hakkı tanındı; posta, polis ve karantina teşkilatları kuruldu.
  3. Kültürel: İlk resmî gazete Takvim-i Vekayi çıkarıldı; rüştiyeler açıldı; ilk kez Avrupa'ya öğrenci gönderildi.
Ayırt Et

Soru hangi kutuyu istiyorsa diğer ikisi elenir. “Merkez teşkilatında köklü idari değişiklik” isteniyorsa cevap divanın kaldırılıp nazırlıkların kurulmasıdır; Harp Okulu ve Mızıka-yı Hümayun bu ölçütü karşılamaz.

Akılda Kalsın

II. Mahmud eskisini kaldırıp yenisini koydu: 1826 Vaka-i Hayriye ve Asakir-i Mansure, divan yerine nazırlıklar, dirliğin ve müsaderenin kaldırılması, posta-polis-karantina, Takvim-i Vekayi ve Avrupa'ya öğrenci.

Ayrım

İki ferman: Tanzimat ve Islahat

1839 Tanzimat Fermanı ile padişah ilk kez kendi üstünde bir kanun gücü tanıdı; bu yüzden belge kanun üstünlüğünün ilk kabulü sayılır.

Tanzimat (1839) Can, mal ve ırz güvencesi bütün tebaaya tanındı; verginin gelire göre alınması, askerliğin düzene bağlanması, mahkemelerin açık olması ve kimsenin yargılanmadan cezalandırılmaması esası benimsendi.
Islahat (1856) Tanzimat'ın gayrimüslimlere ilişkin hükümleri genişletildi: devlet memuriyeti ve askerlik yolu açıldı, cizye kaldırılıp bedel usulü getirildi, okul açma ve il meclislerinde temsil hakkı tanındı.
Ayırt Et

Islahat Fermanı'nın amacı gayrimüslimleri Müslümanlarla eşit statüye getirmek ve Avrupa'nın müdahalesine gerekçe bırakmamaktır. Devlet düzenine laiklik yerleştirmek onun amaçları arasında değildir; hukuki eşitlik ile laiklik aynı şey sayıldığında bu tuzağa düşülür.

Akılda Kalsın

Tanzimat tebaanın tamamına can-mal-ırz güvencesi verir. “Gerçek eşitlik yalnızca Islahat'la geldi, Tanzimat'ta hiç yoktu” biçimindeki keskinleştirme yanlıştır.

Akılda Kalsın

Tanzimat (1839) kanun üstünlüğünü ilk kez kabul etti ve can-mal-ırz güvencesini bütün tebaaya tanıdı. Islahat (1856) gayrimüslimlere memuriyet, askerlik ve temsil yolunu açtı; amacı eşitliktir, laiklik değildir.

Süreç

Fermandan anayasaya

Fermanlar padişahın tek taraflı iradesiydi; bir sonraki adım, iradenin yazılı bir anayasayla ve seçilmiş bir meclisle paylaşılmasıydı.

Tanzimat sonrasını yeterli görmeyen aydınlar Genç Osmanlılar adıyla örgütlendi ve meşrutiyeti savundu. Onlarla anlaşan II. Abdülhamid 1876'da Kanun-i Esasi'yi ilan etti; Osmanlı Mebusan Meclisi açıldı ve halk ilk kez seçime katıldı. Ancak 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlaması üzerine padişah meclisi kapattı ve anayasayı yürürlükten kaldırdı.

1908'de İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin mücadelesiyle meşrutiyet yeniden ilan edildi. Bu kez anayasada önemli değişiklikler yapıldı: padişahın yetkileri sınırlandı, meclisin yetkileri arttı ve ilk kez siyasi partilerin kurulmasına imkân tanındı.

Ayırt Et

İki meşrutiyeti öncü gücüyle ayırın: I. Meşrutiyet'in öncüsü Genç Osmanlılar, II. Meşrutiyet'in öncüsü İttihat ve Terakki'dir. 1876'da meclis açıldı; 1908'de padişahın yetkisi sınırlandı ve partiler kuruldu.

Akılda Kalsın

Kanun-i Esasi (1876) ilk anayasadır; Genç Osmanlıların baskısıyla ilan edildi ve savaş üzerine meclis kapatıldı. 1908'de İttihat ve Terakki ile II. Meşrutiyet ilan edildi; padişahın yetkileri sınırlandı ve ilk kez partiler kuruldu.

Süreç

Borç, Berlin ve dört cevap

1838 Balta Limanı Ticaret Antlaşması ile İngiliz malları düşük gümrükle içeri girdi ve Osmanlı Avrupa'nın açık pazarı hâline geldi; yerli üretim rekabette eridi.

  1. Kırım Savaşı sırasında 1854'te ilk kez dışarıdan borç alındı; 1856 Paris Antlaşması ile Osmanlı Avrupa devleti sayıldı ama toprak bütünlüğü Avrupalıların garantisine bağlandı.
  2. Borçlar ödenemeyince alacaklılar Duyun-u Umumiye'yi kurarak gelir kaynaklarına el koydu; 1882'de İngiltere Mısır'ı işgal etti.
  3. 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan Ayastefanos Antlaşması diğer Avrupa devletlerinin itirazıyla yürürlüğe girmedi; yerine 1878 Berlin Antlaşması yapıldı ve çok sayıda azınlık bağımsızlaştı.

Berlin, Osmanlıcılık fikrinin sonunu getirdi ve yerini dört ayrı kurtuluş reçetesi aldı: Osmanlıcılık (Namık Kemal), İslamcılık (Sebilürreşad), Türkçülük (Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura, Genç Kalemler), Batıcılık (Abdullah Cevdet, İçtihat). Sorular bu akımları temsilcisi veya yayın organı üzerinden ölçer.

Bağlantıyı Kur

Ayastefanos'un imzalanıp yürürlüğe girememesi, ileride Sevr'in başına gelecek olanın erken bir örneğidir: imza tek başına bir antlaşmayı yürürlüğe koymaz.

Akılda Kalsın

1838 Balta Limanı açık pazar, 1854 ilk dış borç, Duyun-u Umumiye ile gelirlere el konuldu. Ayastefanos yürürlüğe girmedi, yerine 1878 Berlin yapıldı; Osmanlıcılık bitti ve dört fikir akımı doğdu.

Ayrım

Son savaşlar: Trablusgarp ve Balkanlar

Siyasi birliğini geç tamamlayan İtalya sömürge arayışına girdi ve 1911'de Osmanlı'nın Kuzey Afrika'daki son toprağı olan Trablusgarp'a saldırdı. Bölgeye deniz yoluyla asker gönderilemedi; Mustafa Kemal ve Enver Bey gibi subaylar gizlice giderek yerli halkı örgütledi ve İtalyan ilerleyişini kıyı şeridinde durdurdu.

Balkanlarda savaş çıkınca Osmanlı barışa razı oldu. 1912 Uşi Antlaşması ile Trablusgarp ve Bingazi İtalya'ya bırakıldı; On İki Ada, Balkan Savaşı'nın sonunda geri verilmek üzere geçici olarak İtalya'ya devredildi ama geri alınamadı.

  1. Birinci Balkan Savaşı (1912–1913): Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ birlikte saldırdı; Osmanlı ağır yenildi, Edirne kaybedildi ve Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti.
  2. İkinci Balkan Savaşı (1913): Galipler paylaşımda anlaşamayınca Bulgaristan'a karşı savaştılar; Osmanlı bu karışıklıktan yararlanarak Edirne ve Kırklareli'yi geri aldı.
Akılda Kalsın

Balkan Savaşları yalnızca toprak kaybettirmedi. Yüzyıllardır Osmanlı yönetimindeki halkların ayrılması, Osmanlıcılık yerine Türkçülüğün güçlenmesini hızlandırdı ve orduda köklü bir tasfiyeyi zorunlu kıldı.

Akılda Kalsın

1911'de İtalya Trablusgarp'a saldırdı; 1912 Uşi ile Trablusgarp ve Bingazi kaybedildi, On İki Ada İtalya'da kaldı. Birinci Balkan Savaşı'nda Edirne kaybedildi, İkincisinde geri alındı ve Arnavutluk bağımsız oldu.

Süreç

Büyük Savaş: bloklar, cepheler, gizli paylaşım

I. Dünya Savaşı'nın nedenleri iki kümededir. Genel nedenler bütün savaşı hazırlayan yapısal etkenlerdir: milliyetçilik, sömürgecilik yarışı, ham madde ve pazar arayışı, bloklaşma, silahlanma. Özel nedenler ise devletlerin somut hesaplarıdır: Fransa'nın Alsace-Lorraine'i geri isteği, İngiliz-Alman rekabeti, Rusya'nın Panislavizm politikası.

Savaşı Ferdinand suikastı başlattı. İtalya taraf değiştirdi: savaş öncesinde İttifak bloğundayken, kendisine vaat edilen topraklar karşılığında İtilaf tarafına geçti. Osmanlı ise savaş öncesinde tarafsızlığını ilan etmiş, Boğazları kapatmış, seferberlik ilan etmiş, kapitülasyonları tek taraflı kaldırmış ve Mebusan Meclisi'ni kapatmıştı; taleplerine karşılık alamayınca İttifak bloğunda savaşa girdi.

Taarruz cepheleri Kafkas ve Kanal. Kafkas'ta ağır kış şartlarında büyük kayıp verildi; Kanal'da Süveyş ele geçirilemedi.
Savunma cepheleri Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen. Galiçya, Romanya ve Makedonya ise yardım cepheleridir.
Ayırt Et

Gizli antlaşmaları taraf ve konuyla ayırın: Sykes-Picot (1916) İngiltere ile Fransa arasında Arap topraklarını, St. Jean de Maurienne (1917) ise İtalya'ya Anadolu'da pay verilmesini düzenler. Wilson İlkeleri umut verdi ama İtilaf Devletleri uygulamada gizli antlaşmalara göre hareket etti.

Akılda Kalsın

Genel nedenler yapısal, özel nedenler devletlere özgüdür; İtalya taraf değiştirdi. Kafkas ve Kanal taarruz, Çanakkale ve diğerleri savunma cephesidir. Sykes-Picot Arap topraklarını, St. Jean de Maurienne İtalya'nın payını düzenler.

Kavram

Mondros: bir ateşkes nasıl işgale dönüşür

30 Ekim 1918'de Rauf Bey başkanlığındaki heyetin imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşması, adı ateşkes olmasına rağmen bir barış antlaşmasından ağır hükümler taşır. Maddeleri ezberlemek yerine her maddenin ne işe yaradığını öğrenin; sorular tam bu yorum katmanından gelir.

  1. 7. madde: İtilaf Devletleri güvenliklerini tehdit eden bir durumda herhangi bir stratejik noktayı işgal edebilecek. Tehdidin tanımı onlara bırakıldığı için bu madde sınırsız bir işgal yetkisine dönüştü; işgallerin hukuki dayanağıdır.
  2. 5. madde: Ordu terhis edilecek. Devlet savunmasız bırakıldı.
  3. 16. madde: Haberleşme ve ulaşım araçları denetim altına alınacak. Direnişin örgütlenmesi engellenmek istendi.
  4. 24. madde: Vilayet-i Sitte'de karışıklık çıkarsa bu altı il işgal edilebilecek.

Üçü birlikte tek bir strateji kurar: işgal et, savunmasız bırak, örgütlenmesini engelle. Nitekim 3 Kasım 1918'de İngilizler Musul'u, 13 Kasım 1918'de İtilaf Devletleri İstanbul'u fiilen işgal etti.

Bağlantıyı Kur

24. maddedeki Vilayet-i Sitte tehdidi, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin neden orada kurulduğunu ve Erzurum Kongresi'nin neden doğuda toplandığını açıklar: cemiyetlerin coğrafyası, tehdidin coğrafyasıyla örtüşür.

Akılda Kalsın

Mondros'ta 7. madde işgal yetkisi verir ve işgallerin dayanağıdır; 5. madde orduyu terhis eder, 16. madde haberleşmeyi keser, 24. madde Vilayet-i Sitte'yi hedefler. 3 Kasım Musul, 13 Kasım İstanbul fiilen işgal edildi.

Kavram

Dağınık tepki: cemiyetler ve Kuvayımilliye

Mondros sonrasındaki ilk tepki örgütlü değil dağınıktı. Dönemin cemiyetleri iki gruba ayrılır ve ayrım niyetlerine göre yapılır.

Millî varlığa zararlı Azınlıkların toprak taleplerini destekleyenler (Mavri Mira, Etnik-i Eterya, Pontus Rum, Taşnak ve Hınçak), manda arayanlar (İngiliz Muhipleri, Wilson Prensipleri) ve millî hareketi zayıflatanlar.
Millî varlığa yararlı Bölgesel direniş örgütleri: Trakya-Paşaeli, İzmir Redd-i İlhak, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk, Trabzon Muhafaza-i Hukuk, Kilikyalılar, Millî Kongre.

Yararlı cemiyetlerin ortak zaafı bölgesel olmalarıydı: her biri yalnızca kendi bölgesini savunuyor, ortak bir hedef taşımıyordu. Aynı dağınıklık silahlı direnişte de vardı. Kuvayımilliye birlikleri halkın kendiliğinden kurduğu güçlerdi; Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, İpsiz Recep ve Şahin Bey gibi adlar öne çıktı.

Ayırt Et

Kuvayımilliye işgalleri yavaşlattı ama durduramadı. Askerî disiplin ve hiyerarşiye sokulamadı, her birlik kendi şefini dinledi, yakaladığını kendi yöntemiyle cezalandırdı ve halktan zorla malzeme aldı. Bir metin bu eksiklikleri sıralıyorsa anlattığı konu düzenli ordunun kurulma sebepleridir.

Akılda Kalsın

Cemiyetler zararlı ve yararlı olarak ayrılır; yararlı olanların ortak zaafı bölgesel kalmalarıdır. Kuvayımilliye işgalleri yavaşlattı ama durduramadı ve disiplin altına alınamadı; bu, düzenli ordunun gerekçesidir.

Kavram

Samsun, Havza, Amasya: tepkiden programa

Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. İlk iş dağınık tepkiyi görünür ve ülke çapında hâle getirmekti: Havza Genelgesi (28 Mayıs 1919) işgalleri protesto eden mitingler düzenlenmesini ve telgraflarla tepkinin İstanbul Hükûmeti ile İtilaf temsilcilerine iletilmesini istedi.

Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919) ise tepkiyi bir programa çevirdi. Ali Fuat, Rauf ve Refet Bey'lerin imzasıyla, Cemal Paşa ve Kâzım Karabekir'in onayıyla yayımlandı. Üç maddesi üç ayrı soruyu cevaplar:

  1. Neden savaşıyoruz? Vatanın bütünlüğü ve milletin istiklali tehlikededir; İstanbul Hükûmeti sorumluluğunu yerine getirmemektedir. Merkezî hükûmete ilk kez açıkça karşı çıkıldı.
  2. Nasıl savaşacağız? Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Ulusal egemenlikten ilk kez üstü kapalı olarak söz edildi ve genelgeye ihtilalci bir karakter kazandırıldı.
  3. Kim yönetecek? Her türlü tesir ve kontrolden uzak millî bir heyet gereklidir. Temsil Heyeti fikri ilk kez burada ortaya atıldı.
Akılda Kalsın

Genelge ve kongreleri “ilk kez ne söylendi” ölçütüyle sıralayın; bu tek ölçüt konunun sorularının büyük bölümünü çözer.

Akılda Kalsın

19 Mayıs Samsun, 28 Mayıs Havza mitingleri örgütledi. 22 Haziran Amasya Genelgesi mücadelenin amacını, yöntemini ve millî heyet fikrini ortaya koydu; ulusal egemenlikten ilk kez burada söz edildi.

Ayrım

Erzurum: bölgesel toplanış, ulusal kararlar

Erzurum Kongresi (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919), Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk ile Trabzon Muhafaza-i Hukuk cemiyetlerinin öncülüğünde ve yalnızca doğu illerinden gelen delegelerle toplandı. Buna rağmen aldığı kararlar bütün ülkeyi ilgilendiriyordu.

  1. Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez. Millî sınırlardan ilk kez söz edildi; bu, Misak-ı Millî'nin çekirdeğidir.
  2. İstanbul Hükûmeti muktedir olmazsa Anadolu'da geçici bir hükûmet kurulacaktır. Merkezî hükûmete alternatif bir yönetimden ilk kez söz edildi.
  3. Kuvayımilliye'yi etkin, millî iradeyi egemen kılmak esastır. Ulusal egemenliğe dayalı bir düzenin işareti verildi.
  4. Manda ve himaye kabul edilemez; azınlıklara sosyal dengeyi bozan ayrıcalıklar verilemez.
Ayırt Et

Kongrenin toplanış biçimi bölgesel, kararları ulusal ve ihtilalcidir. Bu ikilik sorularda doğrudan kullanılır: “bölgesel bir kongrede alınan ulusal karar” ifadesi Erzurum'u işaret eder.

Bağlantıyı Kur

“Millî iradeyi hâkim kılmak” kararı, dört yıl sonra saltanatın kaldırılmasına ve cumhuriyetin ilanına giden yolun ilk işaretidir.

Akılda Kalsın

Erzurum Kongresi bölgesel toplandı ama ulusal kararlar aldı: millî sınırlar, gerekirse geçici hükûmet, millî iradenin egemenliği ve mandanın reddi ilk kez burada karara bağlandı.

Ayrım

Sivas: dağınıklık bitiyor

Sivas Kongresi (4–11 Eylül 1919) Erzurum kararlarını kabul edip genişletti. Ancak özgün katkısı iki kararda toplanır ve bu iki karar mücadelenin niteliğini değiştirdi.

  1. Bütün millî cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirildi; bölgesel dağınıklık sona erdi.
  2. Temsil Heyeti'nin bütün yurdu temsil etmesi kararlaştırıldı; heyet artık ulus adına hareket eden bir kurul hâline geldi.

Kongrede manda ve himaye önerisi tartışıldı ve reddedildi; delegeler İttihatçı olmadıklarını ispat etme çabasına girdi ve kongre başkanlığı üzerinde tartışmalar yaşandı. Kamuoyu oluşturmak için İrade-i Milliye gazetesi çıkarılmaya başlandı.

Ayırt Et

İki kongreyi ayırırken tek soru sorun: bu karar Erzurum'da da var mıydı? Manda reddi, millî sınırlar ve Mebusan Meclisi'nin toplanması Erzurum'da da vardır; ayırt edici olmaz. Sivas'ın farkı kapsamın genişlemesidir: cemiyetler birleşti ve Temsil Heyeti bütün yurdu temsil eder oldu.

Akılda Kalsın

Sivas Kongresi'nin ayırt edici iki kararı, bütün cemiyetlerin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk adı altında birleştirilmesi ve Temsil Heyeti'nin bütün yurdu temsil eder hâle gelmesidir. Manda önerisi reddedildi.

Süreç

Amasya Görüşmeleri ve Misak-ı Millî

Sivas'taki kararlı tutum ilk siyasi meyvesini verdi: Damat Ferit Paşa Hükûmeti istifa etti ve yerine Ali Rıza Paşa Hükûmeti kuruldu.

Yeni sadrazam, Bahriye Nazırı Salih Paşa'yı Amasya'ya gönderdi. 20–22 Ekim 1919 Amasya Görüşmelerinde Temsil Heyeti adına Mustafa Kemal ile İstanbul Hükûmeti adına Salih Paşa görüştü. Böylece İstanbul Hükûmeti Temsil Heyeti'ni fiilen tanımış oldu; bu, Temsil Heyeti'nin ilk siyasi başarısıdır.

Toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi'nde Misak-ı Millî kabul edildi ve millî sınırlar ilk kez resmî bir belgeyle ilan edildi. İtilaf Devletleri buna karşılık 16 Mart 1920'de İstanbul'u resmen işgal etti ve Mebusan Meclisi dağıtıldı.

Ayırt Et

Aynı şehirde geçen iki olayı ayırın: Amasya Genelgesi 22 Haziran 1919'da yayımlanan bir programdır; Amasya Görüşmeleri ise 20–22 Ekim 1919'da Salih Paşa ile yapılan görüşmedir. İstanbul da iki kez işgal edilir: 13 Kasım 1918 fiilen, 16 Mart 1920 resmen.

Akılda Kalsın

Sivas'tan sonra Damat Ferit istifa etti; 20–22 Ekim 1919 Amasya Görüşmeleri ile İstanbul Hükûmeti Temsil Heyeti'ni fiilen tanıdı. Misak-ı Millî son Mebusan Meclisi'nde kabul edildi, ardından 16 Mart 1920'de İstanbul resmen işgal edildi.

Kısaca düşün: Sınırların yazılı bir belgeyle ilan edilmesi işgalcileri neden bu kadar rahatsız etti?

Kavram

23 Nisan 1920: meclis bir devlet kuruyor

Büyük Millet Meclisi'nin Ankara'da açılması bir tercih değil, bir zorunluluktu. İstanbul'un resmen işgali, Mebusan Meclisi'nin dağıtılması ve İstanbul Hükûmeti'nin görevini yerine getirememesi başka yol bırakmadı.

Bu andan itibaren Millî Mücadele bir direniş hareketi olmaktan çıkıp bir devlet kurma sürecine dönüşür. Meclisin nitelikleri bu geçişi anlatır:

  1. Yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kendinde toplayan güçler birliği ilkesini ve meclis hükûmeti sistemini benimsedi; savaş yönetilirken hızlı karar alınması gerekiyordu.
  2. Yeni bir devletin temelini attığı için kurucu meclistir; savaşı yönettiği için savaş meclisidir.
  3. Asker, memur, din adamı, çiftçi, tüccar ve aşiret temsilcilerini bir arada barındırdığı için geniş tabanlıdır.
  4. Amacı Misak-ı Millî'yi gerçekleştirmek ve millî bağımsızlığı sağlamaktır.
Ayırt Et

Meclisin olağanüstü yetkilere sahip olmasının sebebi güçler birliği ilkesidir. Güçler ayrılığı ancak olağan şartlarda uygulanabilir; savaş şartları tek elde toplanmış bir karar mekanizması gerektirir.

Akılda Kalsın

23 Nisan 1920'de açılan Büyük Millet Meclisi güçler birliğine ve meclis hükûmeti sistemine dayanır; kurucu, savaş ve olağanüstü yetkili bir meclistir. Açılışının sebebi İstanbul'un işgali ve Mebusan Meclisi'nin dağıtılmasıdır.

Süreç

İçeriyi tutmak: ayaklanmalar ve mahkemeler

Yeni meclis daha ilk aylarında iki cephede birden savaştı. Dışarıda işgal orduları, içeride ise saltanat ve hilafet otoritesini sürdürmek isteyen, bölgesel devlet kurmayı hedefleyen ya da manda arayan ayaklanmalar vardı.

  1. İstanbul Hükûmeti'yle resmî ilişkiler kesildi.
  2. İstanbul'un yayımladığı fetvaya karşı Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi öncülüğünde karşı fetva yayımlandı.
  3. 29 Nisan 1920'de Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarıldı ve vatana ihanet suçlarını yargılamak üzere meclis içinden İstiklal Mahkemeleri kuruldu.
  4. Karşı propaganda yapıldı ve Kuvayımilliye birlikleri isyancılar üzerine gönderildi.
Ayırt Et

İstiklal Mahkemelerinin yargılama alanına iç ayaklanmalara katılanlar, casuslar, meclisin otoritesine karşı çıkanlar ve asker kaçakları girer. Düşman ordusundan alınan savaş esirleri bu alanın dışındadır; onlar uluslararası hukukun ayrı bir statüsüne tabidir.

Ayaklanmaların bastırılması meclisin halk nezdindeki otoritesini artırdı; ancak insan ve malzeme gücünün bir bölümü bu mücadeleye ayrıldığı için işgalciler aynı dönemde ilerleme fırsatı buldu.

Akılda Kalsın

TBMM ayaklanmalara karşı İstanbul'la ilişkileri kesti, karşı fetva çıkardı, Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nu kabul etti ve İstiklal Mahkemelerini kurdu. Bu mahkemeler iç tehditlere bakar; savaş esirleri yargılama alanı dışındadır.

Ayrım

Sevr: imzalandı ama yürürlüğe girmedi

Misak-ı Millî'nin ilanı ve meclisin açılması üzerine İtilaf Devletleri San Remo'da paylaşımda uzlaştı ve 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması imzalandı. Şartlar bir devletin varlığını fiilen sona erdirecek ağırlıktaydı.

Başlıca hükümleri: ordu elli bin dolayında bir kuvvetle sınırlanacak; kapitülasyonlardan bütün devletler yararlanacak; maliyeyi denetleyecek bir komisyon kurulacak; Ege Bölgesi ve Doğu Trakya Yunanistan'a, Antalya ve On İki Ada İtalya'ya, güneydoğudaki bazı iller ile Suriye Fransa'ya bırakılacak; Doğu Anadolu'da iki yeni devlet kurulacaktı.

Ayırt Et

Sevr hukuken yürürlüğe girmemiştir. Kanun-i Esasi'ye göre bir antlaşmanın yürürlüğe girmesi için Mebusan Meclisi'nin onayı gerekiyordu; oysa meclis İstanbul'un işgalinden sonra dağıtılmıştı. Sevr, Osmanlı Devleti'nin imzaladığı son antlaşmadır ve Misak-ı Millî'ye aykırı olduğu için TBMM tarafından tanınmamıştır.

Bağlantıyı Kur

Aynı hukuki durumu daha önce Ayastefanos'ta görmüştünüz: imza tek başına bir antlaşmayı yürürlüğe koymaz.

Akılda Kalsın

Sevr 10 Ağustos 1920'de imzalandı ama Mebusan Meclisi dağıtılmış olduğu için onaylanamadı ve hukuken yürürlüğe girmedi. Osmanlı'nın imzaladığı son antlaşmadır; TBMM tanımamıştır.

Bağlantı

Düzenli ordu ve I. İnönü'nün hasadı

Doğuda Kâzım Karabekir komutasındaki harekât 3 Aralık 1920 Gümrü Antlaşması ile sonuçlandı; bu, TBMM'nin imzaladığı ilk uluslararası antlaşmadır ve doğu cephesini kapatarak kuvvetlerin batıya kaydırılmasını sağladı.

Batıda ise Kuvayımilliye'nin yetersizliği düzenli orduya geçişi zorunlu kılmıştı. I. İnönü Savaşı (6–10 Ocak 1921) düzenli ordunun ilk başarısıdır ve ardından gelenler bir savaşın diplomatik hasadını gösterir:

  1. 20 Ocak 1921: Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, yeni Türk devletinin ilk anayasası kabul edildi.
  2. 12 Mart 1921: İstiklal Marşı millî marş olarak kabul edildi.
  3. 16 Mart 1921: Moskova Antlaşması ile Kars, Ardahan ve Artvin TBMM'ye bırakıldı; Sovyetler Misak-ı Millî'yi tanıdı ve Sevr'i geçersiz saydı.
  4. Londra Konferansı'na davet edilen TBMM, İtilaf Devletleri tarafından hukuken tanınmış oldu.
Ayırt Et

Dört antlaşmayı “ilk”leriyle kodlayın: Gümrü TBMM'nin ilk antlaşması, Moskova ilk büyük devlet tarafından tanınma, Ankara ilk İtilaf devleti tarafından tanınma, Kars ise doğu sınırının kesinleşmesidir.

Akılda Kalsın

Gümrü (1920) TBMM'nin ilk uluslararası antlaşmasıdır. I. İnönü düzenli ordunun ilk başarısıdır ve ardından Teşkilat-ı Esasiye, İstiklal Marşı, Moskova Antlaşması ve Londra Konferansı geldi; TBMM hukuken tanındı.

Süreç

Sakarya: geri çekilişin sonu

II. İnönü'den sonra Yunan ordusu büyük bir taarruzla Afyon, Kütahya ve Eskişehir'i aldı. Mustafa Kemal'in emriyle ordu Sakarya Irmağı'nın doğusuna çekildi; bu karar mecliste sert tartışmalara yol açtı ama orduyu koruyup toparlanma imkânı verdi.

  1. Yunan taarruzunun en yoğun günlerinde Maarif Kongresi toplandı; savaşın ortasında geleceğin eğitim düzeni planlanıyordu.
  2. Başkomutanlık Yasası ile Mustafa Kemal, meclisin yetkilerini kullanma şartıyla başkomutanlığı üstlendi.
  3. Tekâlif-i Millîye Emirleri ile ülkedeki maddi imkânların tamamı savaşa seferber edildi.

Sakarya Meydan Savaşı (23 Ağustos – 13 Eylül 1921) yirmi iki gün sürdü ve Türk zaferiyle bitti. Sonuçları zincirlemedir: 1683 II. Viyana Kuşatması'ndan beri süren geri çekiliş sona erdi; Yunan ordusu taarruz gücünü kaybederek savunmaya geçti; Mustafa Kemal'e gazilik unvanı ve mareşallik rütbesi verildi; Kafkas cumhuriyetleriyle Kars, Fransa ile Ankara Antlaşması imzalandı ve İtalyanlar Anadolu'dan çekildi.

Akılda Kalsın

Sakarya öncesinde ordu geri çekilir, sonrasında bir daha geri adım atmaz. Savaşın ekseni tam olarak buradadır.

Akılda Kalsın

Kütahya-Eskişehir'den sonra ordu Sakarya'nın doğusuna çekildi; Maarif Kongresi, Başkomutanlık Yasası ve Tekâlif-i Millîye bu döneme aittir. Sakarya Zaferi 1683'ten beri süren geri çekilişi bitirdi; Kars ve Ankara antlaşmaları imzalandı.

Uygulama

Büyük Taarruz ve Mudanya

Hazırlıklar büyük bir gizlilik içinde tamamlandı ve 26 Ağustos 1922 sabahı Büyük Taarruz başladı. 27 Ağustos'ta Afyon kurtarıldı.

30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'ın kuzeyinde, Mustafa Kemal'in bizzat yönettiği Başkomutanlık Meydan Muharebesinde Yunan ordusunun esas kuvvetleri yok edildi ve Yunan başkomutanı esir alındı. 1 Eylül'de verilen emir “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!” oldu; 9 Eylül'de İzmir'e girildi.

Mudanya Ateşkes Antlaşması (11 Ekim 1922) ile Doğu Trakya, İstanbul ve Boğazlar savaş yapılmadan işgalden kurtarıldı; İstanbul ve Boğazların yönetimi TBMM Hükûmeti'ne devredildi. Böylece Millî Mücadele'nin askerî safhası bitti, siyasi safhası başladı.

Bağlantıyı Kur

Mudanya bir sonraki adımı da zorunlu kıldı: İstanbul'da fiilen yetkisi kalmayan bir hükûmet vardı. Saltanatın 1 Kasım 1922'de kaldırılması, bu gelişmenin doğrudan devamıdır.

Akılda Kalsın

Muharebeleri lakaplarıyla da tanıyın: Başkomutanlık Meydan Muharebesi Rum Sındığı ve Dumlupınar adlarıyla, Kütahya-Eskişehir Üçüncü Yunan Taarruzu olarak anılır; İnönü'de kazanan komutan ise milletin makûs talihini yenen komutan diye nitelenmiştir.

Akılda Kalsın

26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz başladı, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Başkomutanlık Meydan Muharebesi kazanıldı, 9 Eylül'de İzmir'e girildi. Mudanya (11 Ekim) ile Doğu Trakya, İstanbul ve Boğazlar savaşsız kurtarıldı; askerî safha bitti.

Kavram

Lozan neden kesintiye uğradı

İtilaf Devletleri konferansa hem TBMM'yi hem İstanbul Hükûmeti'ni davet ederek ikilik çıkarmayı denedi. Saltanatın 1 Kasım 1922'de kaldırılması bu ikiliği ortadan kaldırdı ve Türkiye'yi tek bir heyet temsil etti.

Konferans 20 Kasım 1922'de açıldı. TBMM, İsmet Paşa başkanlığındaki heyete kapitülasyonlar ve Doğu Anadolu'da bir Ermeni devleti konusunda taviz verilmemesi talimatını vermişti. Görüşmeler 4 Şubat 1923'te kesintiye uğradı.

  1. Kesintiye yol açan anlaşmazlık konuları: Irak sınırı, kapitülasyonlar, Osmanlı borçları ve tazminat, Boğazlar.
  2. Ara dönemde iç siyaset hareketlendi: mecliste muhalefeti oluşturan İkinci Grup'un yoğun eleştirileri seçim kararının alınmasında etkili oldu.
  3. Görüşmeler 23 Nisan 1923'te yeniden başladı ve üç ay sonra antlaşma imzalandı.
Ayırt Et

İki listeyi ayrı tutun. Kesintiye yol açanlar: Irak sınırı, kapitülasyonlar, borçlar, Boğazlar. Lozan'dan sonraya kalanlar: Musul, Hatay, yabancı okullar, mübadelenin uygulanması ve Boğazların statüsü. Mübadele konferansta karara bağlanmıştır; sorun uygulamada çıkmıştır.

Akılda Kalsın

Saltanatın kaldırılması Lozan'daki ikiliği bitirdi. Konferans 4 Şubat 1923'te Irak sınırı, kapitülasyonlar, borçlar ve Boğazlar yüzünden kesintiye uğradı; 23 Nisan'da yeniden başladı.

Ayrım

Lozan: çözülenler ve kalanlar

24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, yeni Türk devletinin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü bütün dünyaya kabul ettirdi. Ancak her konuyu çözmedi ve bu ayrım sorularda doğrudan kullanılır.

Çözülenler Kapitülasyonlar kesin olarak kaldırıldı, Duyun-u Umumiye sona erdi, borçlar Osmanlı'dan doğan devletler arasında paylaştırıldı. Yunanistan tazminat yerine Karaağaç'ı verdi. Azınlıklar Türk vatandaşı sayıldı ve nüfus mübadelesi kararlaştırıldı. Rum Patrikhanesi'nin siyasi yetkileri kaldırıldı.
Kalanlar Irak sınırı çözülemedi ve dokuz ay içinde ikili görüşmelere bırakıldı. Boğazların yönetimi başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona verildi ve iki yaka askerden arındırıldı; Hatay, yabancı okullar ve mübadelenin uygulanması da sonraki yıllara kaldı.
Ayırt Et

Lozan'ı “her şeyin kesin olarak halledildiği antlaşma” diye tanımlayan ifadeler yanlıştır. Doğru kurulum şudur: Lozan bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü tanıttı, bazı meseleleri sonraki diplomatik sürece bıraktı.

Bağlantıyı Kur

Boğazların komisyona bırakılması bir eksiklik olarak kalacak ve 1936'da Montrö ile kapatılacaktır. Zincirin son halkasını orada göreceksiniz.

Akılda Kalsın

Lozan kapitülasyonları ve Duyun-u Umumiye'yi kaldırdı, mübadeleyi kararlaştırdı, Karaağaç'ı kazandırdı. Irak sınırı, Hatay, yabancı okullar ve Boğazların statüsü çözülmedi; Boğazlar uluslararası bir komisyona bırakıldı.

Bağlantı

Siyasi inkılap zinciri

Siyasi inkılaplar rastgele sıralanmış kararlar değildir. Her halka, bir öncekinin açtığı boşluğu kapatır; zinciri kurduğunuzda “hangi gelişme hangisine yol açtı” sorularında tereddüt kalmaz.

  1. 1 Kasım 1922 — Saltanatın kaldırılması. Osmanlı Devleti resmen sona erdi, ülke yönetimindeki iki başlılık bitti, TBMM tek yasal otorite hâline geldi ve laiklik yolunda ilk adım atıldı.
  2. 13 Ekim 1923 — Ankara'nın başkent oluşu. Jeopolitik konum, bölge halkının Millî Mücadele'ye verdiği destek ve İstanbul'un siyasi çevresine duyulan güvensizlik etkili oldu.
  3. 29 Ekim 1923 — Cumhuriyetin ilanı. Devletin adı ve rejimi belirlendi, cumhurbaşkanlığı makamı kurularak devlet başkanlığı sorunu çözüldü ve meclis hükûmeti sisteminden kabine sistemine geçildi.
  4. 3 Mart 1924 — Halifeliğin kaldırılması. İki başlılık tamamen sona erdi ve inkılapların önündeki en büyük engel kalktı.
Ayırt Et

Cumhuriyetin ilanının sebebi yalnızca rejimin adlandırılması değildir. Devlet başkanlığı sorunu ve meclis hükûmeti sisteminin yarattığı hükûmet bunalımı asıl tetikleyicilerdir; bir hükûmetin istifasıyla ortaya çıkan tıkanma kararı hızlandırmıştır.

Akılda Kalsın

Saltanat 1 Kasım 1922'de kaldırıldı, Ankara 13 Ekim 1923'te başkent oldu, cumhuriyet 29 Ekim 1923'te ilan edildi, halifelik 3 Mart 1924'te kaldırıldı. Cumhuriyetin ilanını devlet başkanlığı sorunu ve hükûmet bunalımı hızlandırdı.

Kavram

3 Mart 1924: dört düzenleme, tek gün

Aynı gün dört ayrı karar alındı ve dördü birlikte laik devlet düzeninin çerçevesini kurdu. Her biri farklı bir alandaki dinî veya ayrı otoriteyi sona erdirir.

  1. Halifeliğin kaldırılması dinî-siyasi otoriteyi sona erdirdi; hanedan üyeleri yurt dışına çıkarıldı.
  2. Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılması dinî-idari yapıyı ortadan kaldırdı.
  3. Tevhid-i Tedrisat Kanunu bütün eğitim kurumlarını Maarif Vekâleti'ne bağlayarak eğitimdeki ikiliği bitirdi.
  4. Erkân-ı Harbiye Vekâleti'nin kaldırılması orduyu siyasetin dışına çıkardı.

Dördünün aynı günde yapılmasının siyasi anlamı açıktır: tek tek yapılsaydı her biri ayrı bir direnç odağı oluşturabilirdi. Birlikte yapılması muhalefetin dağınık kalmasını ve dönüşümün bütün hâlinde yerleşmesini sağladı.

Akılda Kalsın

Halifelik 1 Kasım 1922'de kaldırılmamıştı; ortam uygun görülmediği için makam bırakılmış ve TBMM bir halife tayin etmişti. Makamın etrafında eski rejim yanlılarının toplanması, 1924'teki kararı zorunlu kıldı.

Akılda Kalsın

3 Mart 1924'te halifelik, Şer'iye ve Evkaf Vekâleti ile Erkân-ı Harbiye Vekâleti kaldırıldı ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi. Dördü birlikte laik düzenin çerçevesini kurdu; aynı gün yapılmaları direnci dağıttı.

Süreç

Hukuk: tek sisteme geçiş

Osmanlı'da şer'i mahkemeler, cemaat mahkemeleri, konsolosluk mahkemeleri ve Batılı tarzda mahkemeler yan yana çalışıyordu; yani hukuk birliği yoktu. Cumhuriyet döneminin hukuk inkılabı tam olarak bu dağınıklığı bitirmeyi hedefledi.

1926 Türk Medeni Kanunu, İsviçre Medeni Kanunu esas alınarak kabul edildi. Sonuçları: ülkede tek hukuk sistemine geçildi; kadın ile erkek hukuken eşit sayıldı; resmî nikâh zorunlu hâle geldi; tek eşlilik esası benimsendi; miras ve boşanmada eşitlik getirildi. Ceza, ticaret, borçlar ve icra alanlarında da laik ve çağdaş kanunlar alındı.

Kurumsal ayak da tamamlandı: Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı ve 1925'te Ankara Hukuk Mektebi açılarak yeni hukukun uygulayıcıları yetiştirilmeye başlandı.

Ayırt Et

Aile Hukuku Kararnamesi 1917 tarihlidir, yani Osmanlı dönemine aittir. “Cumhuriyet döneminde hukuk alanında yapılanlardan biri değildir” sorusunun cevabı çoğu zaman budur. Aynı tuzak başka yerde de kurulur: Anayasa Mahkemesi 1961 Anayasası'nın kurumudur, 1924'te yoktur.

Akılda Kalsın

1926 Medeni Kanun ile tek hukuk sistemine geçildi; kadın-erkek eşitliği, resmî nikâh, tek eşlilik ve mirasta eşitlik geldi. Aile Hukuku Kararnamesi 1917'ye, Anayasa Mahkemesi 1961'e aittir.

Süreç

Eğitim ve kültür: harften kuruma

Eğitim inkılabının ilk adımı Tevhid-i Tedrisat Kanunudur: bütün okullar tek çatı altında toplanarak eğitimde birlik sağlandı ve laik eğitime geçişin temeli atıldı.

  1. 1928 Harf İnkılabı: Yeni Türk harfleri kabul edildi ve okuma yazmanın yaygınlaşması hedeflendi. Halka yeni harfleri öğretmek için aynı yıl Millet Mektepleri açıldı.
  2. 1931 Türk Tarih Kurumu: Türk tarihinin bilimsel yöntemlerle araştırılması amaçlandı.
  3. 1932 Türk Dil Kurumu: Türkçenin sadeleştirilmesi ve zenginleştirilmesi hedeflendi.
  4. 1933 Üniversite Reformu: Darülfünun kapatılarak İstanbul Üniversitesi kuruldu.
Ayırt Et

Bu alandaki tuzak dönem kaydırmasıdır. Türk Ocakları 1912'de, yani Cumhuriyet'ten önce kurulmuştur; “Atatürk dönemi eğitim yeniliklerinden biri değildir” sorusunun cevabı odur. Ters yönü de sorulur: Darülfünun, Mülkiye ve Sanayi-i Nefise Osmanlı kurumlarıdır, Ankara Hukuk Mektebi ise Cumhuriyet dönemine aittir.

Akılda Kalsın

Tevhid-i Tedrisat eğitimde birliği sağladı; 1928 Harf İnkılabı ve Millet Mektepleri, 1931 TTK, 1932 TDK, 1933 üniversite reformu izledi. Türk Ocakları 1912'de kurulduğu için Cumhuriyet dönemi yeniliği sayılmaz.

Kavram

Toplum: kıyafetten seçme hakkına

Toplumsal alandaki düzenlemeler günlük hayatın görünen yüzünü değiştirdi; her birini alanı ve tarihi ile birlikte kodlayın, çünkü sorular ikisinden birini kaydırarak kurulur.

  1. 1925: Şapka Kanunu ve kıyafette değişiklik; tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması.
  2. 1 Ocak 1926: Miladi takvime ve uluslararası saat sistemine geçildi. 1931'de metre, kilogram ve litre esasına geçildi; 1935'te hafta tatili pazar günü oldu.
  3. 1934: Soyadı Kanunu kabul edildi; efendi, bey ve paşa gibi lakap ve unvanlar kaldırıldı.

Kadınların siyasi hakları kademeli olarak tanındı: 1930'da belediye seçimlerinde, 1933'te muhtarlık seçimlerinde ve 1934'te milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi.

Bağlantıyı Kur

Bu düzenlemelerin çoğu birden fazla ilkeyle ilişkilidir. Soyadı Kanunu ve unvanların kaldırılması hem toplumsal eşitliği kurduğu için halkçılıkla hem de millet içinde ayrıcalıklı zümre bırakmadığı için milliyetçilikle bağlantılıdır.

Akılda Kalsın

1925 Şapka Kanunu ve tekke-zaviyelerin kapatılması, 1 Ocak 1926 Miladi takvim, 1931 ölçüler, 1934 Soyadı Kanunu ve unvanların kaldırılması. Kadınlara 1930 belediye, 1933 muhtarlık, 1934 milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.

Ayrım

Altı ilke: tanım değil, eşleştirme

Altı temel ilke 1937'de anayasaya eklendi. Sorular ilkeleri tanımlarıyla değil, hangi inkılabın hangi ilkeyle ilişkili olduğu üzerinden ölçer; bu yüzden aşağıdaki listeyi bir tanım listesi değil, bir eşleştirme listesi olarak okuyun.

  1. Cumhuriyetçilik: saltanatın kaldırılması, cumhuriyetin ilanı, 1924 Anayasası, siyasi partiler, kadınlara seçme ve seçilme hakkı.
  2. Milliyetçilik: Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, lakap ve unvanların kaldırılması, kapitülasyonların kaldırılması, yabancı şirketlerin millîleştirilmesi.
  3. Halkçılık: aşarın kaldırılması, Medeni Kanun, Soyadı Kanunu, kadınlara siyasi haklar.
  4. Devletçilik: Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı, Sümerbank, Etibank, demir yollarının millîleştirilmesi.
  5. Laiklik: saltanat ve halifeliğin kaldırılması, Şer'iye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat, Medeni Kanun, tekke ve zaviyelerin kapatılması.
  6. İnkılapçılık: harf inkılabı, üniversite reformu, ölçü ve takvim değişiklikleri.
Ayırt Et

Nutuk'ta altı ilkenin tamamı kapsamlı biçimde anlatılmamıştır. Nutuk 1919–1927 arasındaki süreci anlatır; ilkeler ise 1931'de parti programında formüle edilmiş, 1937'de anayasaya eklenmiştir. “Altı ilkeyle ilgili hangisi söylenemez” sorusunun cevabı çoğu zaman budur.

Akılda Kalsın

Altı ilke 1937'de anayasaya eklendi ve inkılap-ilke eşleştirmesi üzerinden ölçülür. Kök “doğrudan ilişkili” diyorsa tek ilkeyi seçin. Nutuk'ta altı ilkenin tamamı kapsamlı olarak anlatılmamıştır.

Kısaca düşün: Aynı inkılap neden birden çok ilkeyle ilişkilendirilebiliyor?

Ayrım

Çok partili hayat denemeleri

Cumhuriyetin ilk on beş yılında iki muhalefet partisi denemesi yapıldı ve ikisi de farklı sebeplerle sona erdi. Bu konudaki soruların neredeyse tamamı neden-sonuç eşleştirmesi üzerine kuruludur.

  1. 1923 Cumhuriyet Halk Fırkası: ilk siyasi parti; inkılapların yürütücüsü oldu.
  2. 1924 Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası: ilk muhalefet partisi. 1925 Şeyh Sait Ayaklanması üzerine çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu sonrasında kapatıldı.
  3. 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkası: Fethi Okyar tarafından kuruldu; kısa sürede rejim karşıtlarının toplanma zemini hâline gelince kurucusu tarafından kapatıldı.
  4. 1930 Menemen Olayı: laiklik karşıtı tepkilerin sürdüğünü gösteren bir kalkışmadır.
Ayırt Et

Doğru zincirler şunlardır: Şeyh Sait Ayaklanması → Takrir-i Sükûn → Terakkiperver Fırka'nın kapatılması ve İstanbul Hükûmeti'nin Lozan'a davet edilmesi → saltanatın kaldırılması. Buna karşılık “Mustafa Kemal'e suikast girişimi → Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kapanması” eşleştirmesi yanlıştır; suikast 1926'da, Serbest Fırka ise 1930'dadır.

Akılda Kalsın

Neden-sonuç sorularında iki denetim yapın: sonuç nedenden sonra mı geldi? ve birincisi ikincisini gerçekten doğurdu mu? Biri “hayır” ise ilişki kurulamaz.

Akılda Kalsın

CHF 1923, TCF 1924 (Şeyh Sait ve Takrir-i Sükûn sonrası kapatıldı), SCF 1930 (kurucusu kapattı), Menemen 1930. Suikast girişimi 1926, SCF 1930'dadır; aralarında neden-sonuç ilişkisi kurulamaz.

Ayrım

İki anayasa, iki dönem

Yeni devletin iki anayasası vardır ve ikisi çok farklı şartlarda yazılmıştır; farkı bu şartlar açıklar.

1921 Teşkilat-ı Esasiye Yeni Türk devletinin ilk anayasasıdır. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu belirtir, güçler birliğine ve meclis hükûmeti sistemine dayanır. Savaş şartlarında hazırlandığı için kısa ve çerçeve niteliktedir.
1924 Anayasası Cumhuriyetin ilk kapsamlı anayasasıdır ve sonraki yıllarda önemli değişiklikler geçirmiştir.
  1. 1928: “Devletin dini İslam'dır” hükmü anayasadan çıkarıldı.
  2. 1934: Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.
  3. 1937: Altı Atatürk ilkesi anayasaya eklendi.
Bağlantıyı Kur

Cumhuriyetin ilanıyla meclis hükûmeti sisteminden kabine sistemine geçilmişti. 1921'in güçler birliği, savaşın dayattığı geçici bir çözümdü; olağan düzene dönüldükçe yürütme ayrı bir makama bağlandı.

Akılda Kalsın

1921 Teşkilat-ı Esasiye ilk anayasadır; güçler birliğine dayanır ve çerçeve niteliktedir. 1924 Anayasası kapsamlıdır; 1928'de devletin dini hükmü çıkarıldı, 1934'te kadınlara siyasi haklar tanındı, 1937'de altı ilke eklendi.

Bağlantı

Ekonomi: aşardan devletçiliğe

Savaştan çıkan ülkenin ekonomik programı 1923 İzmir İktisat Kongresi'nde çizildi: Misak-ı İktisadi kararları alındı ve millî ekonomi ilkesi benimsendi. İlk somut adım 1925'te aşar vergisinin kaldırılmasıdır; köylünün üzerindeki en ağır yük böylece hafifledi.

1927 Teşvik-i Sanayi Kanunu ile özel girişim desteklendi. Ancak 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı özel sermayenin tek başına yeterli olmadığını gösterdi ve devletçilik uygulanmaya başlandı: devlet, özel girişimin yetmediği alanlarda doğrudan yatırımcı oldu.

  1. 1934: Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı uygulandı; ikinci plan savaş nedeniyle tam uygulanamadı.
  2. Kurumlar: İş Bankası genel bankacılık, Sümerbank sanayi, Etibank madencilik ve enerji, MTA maden arama, Ziraat Bankası ise tarımsal kredi alanındadır.
  3. Demir yolu yapımına ağırlık verildi ve yabancı şirketlerin elindeki hatlar millîleştirildi.
Ayırt Et

Kurumları alanlarıyla ezberleyin. Soru kökünde madencilik ve enerji geçiyorsa cevap Etibanktır; Sümerbank sanayi, Ziraat tarım, İş Bankası genel bankacılıkla ilişkilidir. Ayrıca otarşi eğiliminin karşılığı devletçilik, kapitülasyonların kaldırılmasının karşılığı ise milliyetçiliktir.

Akılda Kalsın

İzmir İktisat Kongresi (1923) millî ekonomiyi, 1925 aşarın kaldırılması köylüyü rahatlattı, 1927 Teşvik-i Sanayi özel girişimi destekledi. 1929 krizinden sonra devletçiliğe geçildi; Etibank maden ve enerji, Sümerbank sanayi alanındadır.

Süreç

Lozan'dan kalanları kapatmak

Atatürk dönemi dış politikası iki evreye ayrılır ve bu ayrım sorularda doğrudan kullanılır. Birinci evrede (1923–1930) Lozan'dan kalan sorunlar tek tek kapatıldı.

  1. Yabancı okullar: Okulların Türk kanunlarına uyması, müfettiş denetimi kabul etmesi ve Türkçe, tarih ile coğrafya derslerinin Türk öğretmenlerce okutulması esası benimsendi. Sorun Türkiye'nin iç işi sayılarak çözüldü.
  2. Musul: İngiltere konuyu Milletler Cemiyeti'ne götürdü; Şeyh Sait Ayaklanması'nın yarattığı iç güçlük de etkili oldu ve 1926 Ankara Antlaşması ile Musul Irak'a bırakılarak Irak sınırı belirlendi.
  3. Nüfus mübadelesi: “Yerleşmiş” sayılacak kişilerin tanımı konusunda Yunanistan'la anlaşmazlık çıktı; sorun 1930'da Ankara'da imzalanan antlaşma ile çözüldü.
Bağlantıyı Kur

Mübadele sorununun çözülmesi Yunanistan'la ilişkileri yumuşattı ve dört yıl sonra kurulacak Balkan Antantı'na zemin hazırladı. Bir sorunun çözülmesi, bir ittifakın ön şartı olabilir.

Ayırt Et

Aynı şehirde imzalanan iki Ankara Antlaşması'nı karıştırmayın: 1921 Ankara Fransa ile yapıldı ve güney sınırını çizdi; 1926 Ankara ise İngiltere ve Irak ile yapıldı ve Musul'u Irak'a bıraktı.

Akılda Kalsın

1923–1930 evresinde Lozan'dan kalanlar çözüldü: yabancı okullar iç mesele sayıldı, Musul 1926 Ankara Antlaşması ile Irak'a bırakıldı, mübadele 1930'da çözüldü. 1921 Ankara Fransa ile, 1926 Ankara ise Musul içindir.

Uygulama

Dört yönü güvenceye almak

1933'te Almanya'da Nazi Partisi'nin iktidara gelmesi ve İtalya'nın Doğu Akdeniz'de yayılma siyaseti dünya barışını tehdit edince Türkiye ikinci evreye geçti: güvenlik ve ittifak arayışı. Bu evreyi coğrafi olarak okuyun.

  1. 1932 Milletler Cemiyeti üyeliği: Türkiye davet edilerek üye oldu ve uluslararası saygınlığı arttı.
  2. 1934 Balkan Antantı: Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya ile imzalandı; taraflar sınırlarını karşılıklı garanti etti. Batı sınırı güvenceye alındı.
  3. 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi: Boğazlar Komisyonu kaldırıldı, Türkiye'nin Boğazlarda asker bulundurması kabul edildi ve savaş tehlikesi hâlinde Boğazları kapatma hakkı tanındı. Boğazlar üzerinde tam egemenlik geri kazanıldı.
  4. 1937 Sadabat Paktı: İran, Irak ve Afganistan ile imzalandı; doğu sınırı güvenceye alındı.
  5. 1939 Hatay'ın katılması: 1938'de kurulan bağımsız Hatay Devleti Türkiye'ye katıldı ve güney tamamlandı.
Akılda Kalsın

Boğazlar zinciri Montrö ile kapanır: 1833 Hünkâr İskelesi → 1841 Londra → 1923 Lozan → 1936 Montrö. Kaybedilen bir egemenliğin yüz yıl sonra geri alınışıdır.

Akılda Kalsın

1932 Milletler Cemiyeti, 1934 Balkan Antantı batıyı, 1936 Montrö Boğazları, 1937 Sadabat doğuyu, 1939 Hatay güneyi güvenceye aldı. Montrö, Boğazlar üzerindeki tam egemenliği geri kazandıran gelişmedir.

Süreç

II. Dünya Savaşı ve savaş dışında kalmak

Savaş, I. Dünya Savaşı sonrasındaki antlaşmaların ağır şartları, 1929 bunalımının yıkımı, Almanya ve İtalya'daki rejimlerin yükselişi ve Milletler Cemiyeti'nin barışı koruyamaması sonucunda çıktı. Almanya'nın 1 Eylül 1939'da Polonya'ya saldırmasıyla başladı.

Türkiye, Atatürk'ün ölümünden sonra cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü döneminde fiilen savaş dışında kalma siyaseti izledi. Savaşın son aşamasında, Birleşmiş Milletler'e kurucu üye olabilmek için 1945'te Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etti ama fiilen çatışmaya girmedi.

Savaş dışında kalmak ülkeyi ekonomik yükten kurtarmadı: seferberlik üretimi düşürdü, karne ve karaborsa yaygınlaştı. Millî Korunma Kanunu, Varlık Vergisi ve Toprak Mahsulleri Vergisi bu dönemin olağanüstü mali tedbirleridir; aynı yıllarda Köy Enstitüleri kuruldu.

Ayırt Et

İki savaşın ortak noktaları sorulduğunda üçü kesindir: Almanya her ikisinden de yenik çıkmıştır, her ikisinin ardından uluslararası bir örgüt kurulmuştur ve ABD her ikisine de sonradan katılmıştır. Ortak olmayan tek nokta Japonya'dır: birincisinde galip taraftaydı, ikincisinde yenildi.

Akılda Kalsın

Türkiye II. Dünya Savaşı'nda fiilen savaş dışında kaldı ve 1945'te BM kurucu üyesi olmak için savaş ilan etti. İki savaşın ortak noktası Almanya'nın yenilgisi, örgüt kurulması ve ABD'nin sonradan katılmasıdır; Japonya ortak değildir.

Bağlantı

Soğuk Savaş: tehdit yönü tercihi belirler

Savaştan sonra dünya iki kutba ayrıldı: ABD öncülüğündeki Batı bloku ile Sovyetler Birliği öncülüğündeki Doğu bloku. Türkiye'nin Batı blokunda yer alması ideolojik değil, doğrudan güvenlik gerekçelidir.

Sovyetler Birliği savaş sonrasında Boğazlarda ortak savunma ve doğu illerinden toprak talebinde bulundu. Bu talepler Türkiye'yi Batı'ya yöneltti.

  1. 1947 Truman Doktrini ve 1948 Marshall Planı ile Türkiye ve Yunanistan başta olmak üzere ülkelere askerî ve ekonomik yardım sağlandı.
  2. Türkiye 1950'de Birleşmiş Milletler kuvvetleri içinde Kore Savaşı'na asker gönderdi; bu katkı Batı ittifakındaki konumunu güçlendirdi.
  3. 1952'de NATO'ya üye olundu; Doğu blokunun askerî örgütü Varşova Paktı ise 1955'te kuruldu.
Ayırt Et

NATO üyeliğinde etkili olan etkenler Sovyet tehdidi, Batı yardımları ve Kore'de Batı'nın yanında yer almaktır. Türkiye'nin II. Dünya Savaşı'na fiilen katılmamış olması bir etken değildir; doğru bir bilgi olması onu nedensellik zincirinin parçası yapmaz.

Bağlantıyı Kur

Aynı ilkeyi daha önce de görmüştünüz: Balkan Antantı batıdan, Sadabat Paktı doğudan gelen tehdide karşı kurulmuştu. Dış politikadaki tercihler çoğu zaman tehdidin geldiği yöne göre belirlenir.

Akılda Kalsın

Sovyetlerin Boğazlar ve doğu illeri talepleri Türkiye'yi Batı'ya yöneltti. Truman Doktrini, Marshall Planı ve Kore Savaşı'na katılım 1952 NATO üyeliğini hazırladı. Savaşa fiilen katılmamış olmak bu üyelikte etken değildir.

Kavram

Çok partili hayata geçiş

Savaş sonrasındaki uluslararası demokratikleşme eğilimi ve iç talepler doğrultusunda Türkiye çok partili hayata geçti. 1946'da Demokrat Parti kuruldu; aynı yıl yapılan seçim “açık oy, gizli sayım” usulüyle yapıldığı için eleştirildi.

1950 seçimlerinde “gizli oy, açık sayım” esası uygulandı ve Demokrat Parti iktidara geldi. Böylece Türkiye'de ilk kez seçimle iktidar değişimi gerçekleşti; bu, çok partili düzenin işlediğini gösteren asıl ölçüttür.

Siyasi hayat 1960, 1971 ve 1980'de askerî müdahalelerle kesintiye uğradı. 1961 ve 1982 anayasaları bu dönemlerin ürünüdür; 1961 Anayasası ayrıca Anayasa Mahkemesi gibi yeni denetim kurumlarını getirmiştir.

Ayırt Et

İki seçimi usulüyle ayırın: 1946 açık oy ve gizli sayım, 1950 gizli oy ve açık sayım. İkinci usul, oy verenin korunmasını ve sayımın denetlenmesini birlikte sağladığı için sonucu meşru kıldı.

Akılda Kalsın

1946'da Demokrat Parti kuruldu; o yılki seçim açık oy gizli sayım usulüyle yapıldı. 1950'de gizli oy açık sayım uygulandı ve ilk kez seçimle iktidar değişimi gerçekleşti. 1960, 1971 ve 1980'de siyasi hayat kesintiye uğradı.

Uygulama

Kıbrıs: garantörlükten KKTC'ye

Kıbrıs'ın yönetimi 1878'de İngiltere'ye bırakılmış, I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere tarafından ilhak edilmiş ve bu durum Lozan'da tanınmıştı. Sorun 1950'lerde yeniden açıldı.

  1. Adadaki Rumlar arasında Yunanistan'a katılmayı hedefleyen Enosis düşüncesi güçlendi; bu amaçla kurulan EOKA örgütü terör faaliyetlerinde bulundu.
  2. 1959 Zürih ve 1960 Londra antlaşmalarıyla Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu; Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devlet oldu.
  3. 1963'ten sonra adadaki Türklere yönelik saldırılar arttı; 1964'te ABD Başkanı'nın gönderdiği mektup Türkiye'nin müdahalesini engelledi ve Türk-Amerikan ilişkilerinde kırılma yarattı.
  4. 1974'te Yunanistan destekli darbe üzerine Türkiye garantörlük hakkını kullanarak Kıbrıs Barış Harekâtı'nı gerçekleştirdi; harekâtın ardından ABD silah ambargosu uyguladı. 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi.
Ayırt Et

Örgütleri dönem ve hedefleriyle ayırın: Etnik-i Eterya XIX. yüzyıl Rum cemiyetidir, Mavri Mira ve Pontus Mondros sonrası Anadolu'daki azınlık örgütleridir, EOKA 1950'lerde Kıbrıs ve Enosis ile ilgilidir, ASALA ise 1970'lerden itibaren Türk diplomatlarını hedef almıştır.

Akılda Kalsın

Enosis hedefiyle kurulan EOKA sorunu tırmandırdı; 1959 Zürih ve 1960 Londra ile Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu ve Türkiye garantör oldu. 1974 Barış Harekâtı'nın ardından ambargo uygulandı, 1983'te KKTC ilan edildi.

Süreç

Blokların çözülüşü ve Türk dünyası

1960'ların sonundan itibaren bloklar arasında yumuşama dönemi yaşandı ve karşılıklı görüşme kanalları açıldı. Asıl kırılma ise yüzyılın sonundadır.

1989'da Berlin Duvarı yıkıldı, 1991'de Sovyetler Birliği dağıldı. Orta Asya ve Kafkasya'da beş bağımsız Türk cumhuriyeti ortaya çıktı: Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan. Türkiye bu devletleri tanıyan ilk ülke oldu.

Avrupa'yla bütünleşme süreci de aynı yıllarda ilerledi: Türkiye 1959'da ortaklık başvurusu yaptı, 1963'te Ankara Antlaşması imzalandı, 1995'te Gümrük Birliği'ne girildi ve 1999'da adaylık statüsü kazanıldı.

Bağlantıyı Kur

Sömürgeciliğin çözülmesiyle Asya ve Afrika'da çok sayıda bağımsız devlet doğdu. Milliyetçiliğin bir imparatorluğu çözdüğünü bu dersin ortasında görmüştünüz; aynı fikir yüzyılın sonunda bir başka çok uluslu yapıyı da çözmüştür.

Akılda Kalsın

1989'da Berlin Duvarı yıkıldı, 1991'de Sovyetler Birliği dağıldı ve beş bağımsız Türk cumhuriyeti doğdu; Türkiye onları ilk tanıyan ülke oldu. Avrupa süreci 1963 Ankara Antlaşması, 1995 Gümrük Birliği ve 1999 adaylığıyla ilerledi.

Son

Dört soru, tek hikâye

Başladığınız yere dönün. Ders boyunca dört soru hiç değişmedi; yalnızca cevapları değişti. Bu dört satırı kurabiliyorsanız, dersin omurgası yerine oturmuş demektir.

  1. Egemenliğin kaynağı: kut, yani Gök Tengri'den kağana verilen yetki → devletin hanedanın ortak malı sayılması → padişahın şahsında toplanan egemenlik ve halifelik → egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olması.
  2. Toprak ve gelir: otlak ve ülüş → ikta → timar → timarın çözülmesiyle iltizam ve malikâne → Duyun-u Umumiye → aşarın kaldırılması ve millî ekonomi.
  3. Ordu: ordu-millet ve onlu sistem → gulam ve ikta askerleri → kapıkulu ile timarlı sipahi → Asakir-i Mansure → düzenli ordu ve ordunun siyaset dışında kalması.
  4. Hukuk: yazısız töre → şer'i ve örfi hukukun yan yana yürümesi → kanunnameler ve Mecelle → tek ve laik hukuk sistemi.

Aynı yöntemi tek tek olaylara da uygulayabilirsiniz. Boğazlar, 1833'te egemen bir devletin son imzasıyla başlayıp 1841'de uluslararası bir konuya dönüşen ve 1936'da geri kazanılan bir hikâyedir. Bir tarihi hatırlayamadığınızda o tarihi değil, hangi zincirin hangi halkası olduğunu sorun; cevap çoğu zaman oradan gelir.

Akılda Kalsın

Ders dört soruya verilen cevapların değişimidir: egemenlik kuttan millî egemenliğe, gelir otlaktan millî ekonomiye, ordu ordu-milletten düzenli orduya, hukuk töreden tek ve laik sisteme. Bir tarihi hatırlayamazsanız hangi zincirin halkası olduğunu sorun.

Kısaca düşün: Bu dört zincirden hangisini baştan sona kendi cümlelerinizle anlatabiliyorsunuz?

Bu içerik LAM AKADEMİ’ye ait lisanslı dijital eğitim materyalidir. İçeriğin tamamı veya bir bölümü, LAM AKADEMİ’nin yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, paylaşılamaz, satılamaz, ekran görüntüsüyle dağıtılamaz veya herhangi bir dijital ya da fiziksel ortamda yayımlanamaz.

Belge Lisans Kodu: —

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında, eser sahibinin izni olmaksızın içeriklerin çoğaltılması, dağıtılması, yayımlanması veya umuma iletilmesi hukuki ve cezai sorumluluk doğurabilir. İhlal halinde erişimin sonlandırılması, üyeliğin iptali, tazminat talebi, içerik kaldırma başvurusu ve ilgili mercilere suç duyurusunda bulunulması dahil olmak üzere yasal yollara başvurulabilir.

Bu lisans kodu, materyalin kurumsal kayıt düzeni içinde ayırt edilmesi ve yetkisiz kullanımların tespiti amacıyla referans niteliğindedir.